Pazartesi
Akşamı da gidemedim
bu kentten
O değin zor ki insanın tüm sevdiklerinden ayrılması
Ve kendi ayaklarınla hapise gitmesi
Hemde en sevdiklerini, yaşlı gözlerle geride bırakarak
O değin zor ki sevdiğim.
Ama gitmem gerek yasalar gereği,
Suçluyum çünkü ben
Zaten suçlu olduğumu bildiğim için gidiyorum ya.
Eğer insanın hakkını araması,
Haksızlığa karşı çıkması suç ise.
Siz şölen devrimcilerine veda ettikten sonra
Son bir kez, kenti dolaşmak geldi içimden
Yanımda işçi arkadaşım Necmi
Atladık bizim eniştenin emanet otoya.
Dolaştık tüm sokakları
Senin içinde yaşadığın
Çamurlu, tozlu sokakları
Anılarla dolu, taşlı sokakları..
Şölen : Birahane
1
Gecede, içtik dostlarımla biraz
İlk sarhoşluğumu gecenin,
Aksakalın küçük bir meyhanesinde tattım
Bira, rakı ve şarap karıştı birbirine,
Arkadaşlarımla, köydeki dostlarımla.
Bir de Recep diye biri vardı içlerinde
Otuz - otuzbeş yaşlarında
Birde ısındık birbirimize
Kadehler boyu anlattık durduk
Hep hükümete söylendi durdu bir ara ,
Pancar paralarını vermedi diye.
Haklıydın be recep haklıydın,
Sende benim gibi haklıydın
İçtik dertlerimizi kadehler dolusu
İçtik kadehler dolusu dertlerimizi
Ve daha fazla sarhoş olmadan
Sarmaş dolaş vedalaştık birbirimizle.
El salladık köylü dostlarımıza..
2
Sonra..
Götürdüler beni anamın,
Mis gibi kireç kokan yeni badanalı evine,
Anamı, kardeşimi gördüm.
Öpüştük, koklaştık özlem giderdik.
Sıcak mis gibi kahveleri iyi geldi hepimize
- Biz dedik Halil'le kursa gidiyoruz
Hemencecik inandılar bu sözümüze
Tabi ki anladılar hapise gittiğimizi
Ama hiç hissettirmediler aklınca
Yaşlı gözlerle baktı anam
Sarıldı sımsıcak
İyi kurslar dedi,oğlum sadece.
Sen işine bak...
3
Dönüşte biraz daha içtik
O yemyeşil çamlarla dolu Susurluk parkında,
Çok iyi anılarım vardı, çünkü burda
Onları yaşamak istedim seninle bu kez,
Karşımdaydın her zaman ki gibi yine.
Ve gözlerim
Göz bebeklerini dele dele
Kadehimdeki son içkiyi de
Senin gözlerinde içti..
Ve gözlerimdeki içkiyle
Saatlerce seni seyrettim
Kanımca iyice sen oldum bu akşam
Sen sarhoş, ağlıyorsun
Ben sarhoş, ağlıyorum
Dostlarım bizden beter
Gerisiniyse hiç anımsamıyorum.
Ama bildiğim
Anımsadığım bir şey varsa sevdiceğim
Ne kadarda sevildiğimdir bu kente
Dostlarımın ve arkadaşlarımın
Beni ne değin sevdikleri
Ve senin bana gösterdiğin,
Sevgi ve sıcaklık
İşte bunlar anımsayabildiklerim..
4
Sabah
Salı sabahı
Her gün ki gibi kalktım
Elimi yüzümü yıkadım
Hazırladım eşyalarımı, giysilerimi
Dostlarım bana veda edip, gittiler işlerine bir bir
Bir ben gitmedim..
Saat 08.00 kahvaltı ediyorum
Saat 08.15 son bir kez
Hüzün dolu bakışlarla seni seyrediyorum
Yeşil bir palto
Sarı bir atkı üzerinde, ellerinde kitaplar
Bir yokuşu tırmanıyorsun, başın önde
Her sabah ki gibi,
Ama nedense bugün yalnız.
5
Saat 08.30
Eskişehir'e hareket ediyorum
Seninle dolu bir yolculuk
Otobüs seninle dolu,
Yollarlar seninle dolu
Havada uçan kuşlar, gökteki bulutlar
Otobüsün camlarına vuran
Yağmur tanecikleri, hep seninle dolu.
Ve göz bebeklerim
Hep seninle dolu.
Bursa kentinde dolaşıyorum seninle
Uludağ'a, Yeşil'e, Çekirge'ye çıkıyoruz el ele
Ve Nazım'ın yitirdiği seneler geliyor akla
Görünce Bursa cezaevini
Çınlıyor onun şiirleri kulaklarımızda
Kavgamızı daha çok seviyoruz onu anladıkça
Birbirimizi daha çok seviyoruz
Onu içimizde duydukça..
6
Yine yollara düşüyoruz seninle
Beş ve 6 Nolu koltukta
Büyük bir güvenceyle
Yüksek karlı dağlara veda ediyoruz
Bazen kaçıveriyorsun yanımdan,
Küçük, yıkık dökük çamurlar içinde bir köyün
Çeşmesinin başında, elinde kovayla
Sıra bekleyen çarşaflı bir kız,
Elindeki baltayla ağacı kesmeye çalışan bir köylü,
Kara yollarında
Karları temizlemeye çalışan
Bir işçi oluveriyorsun.
Ve kollarımın arasında
Canımdan çok sevdiğim sevgili,
Bir sevgili oluveriyorsun....
7
Günlük, güneşlik bir hava
''Hoş geldiniz'' diyor bize Eskişehir kenti
İniyoruz otobüsten, yürüyoruz el ele
Küçük bir köprünün üzerinde durup,
Aşağıda gürül gürül akan,
Kar ve çamur kokan
Porsuk çayını seyrediyoruz
Birde gürül gürül akıyor ki
Son bir kez bakıyoruz ona
Son bir kez faşist gözlerine
Ve o an
Açlığım geliyor usuma
Son bir kez dilediğimce
Bir şeyler yiyeyim diyorum
Oturuyorum karşına
Bir porsiyon gözbebeği yiyiyorum,
Bir porsiyon dudak,
Bir porsiyonda sen yiyiyorum
Tüm açlığımla
Bir porsiyon A...
İyice doyuyorum açlığa,
İyice doyuyorum sensizliğe
Yürüyoruz biz....
Gidiyor otobüs..
8
Yol bitiyor
Ama umutlar bitmiyor
Eskişehir hava üssü kapısındayız, yani nizamiye
Korkunç bir gürültüyle uçaklar inip kalkıyor
Sağımız solumuz silahlı asker
Sen ve ben yalnız ve silahsız..
''Bandırma'dan geldim'' diyorum nöbetçiye.
''O gelmeyen sen misin?'' diyor.
''Bilmem o gelmeyen herhalde benim'' diyorum
Ve bakıyorum gözlerine...
Çeviriyor telefonu, bir sürü karşılıklı konuşmalar.
Havada fantomlar uçuyor, duyulmuyor bazen konuştukları
Bekliyoruz, sıkıyorsun ellerimi sevgiyle
Askerler dolaşıyor elleri tetikte..
''Bekleyin diyor nöbetçi, araba bulursak göndereceğiz.''
Belki bir saat sürüyor bu bekleyiş, sıkıntı basıyor,
Bir an önce içeri girmek istiyoruz,
Dostlarımıza ,arkadaşlarımıza kavuşmak istiyoruz
Öff be sevdiceğim
Ne zormuş tutuklanmayı beklemek..
9
Emin ol sevdiceğim.
Belki içerisi dışarıdan da rahat
Dostların sevdiklerin arasında
Onlarla birlikte olmak
Ne güven verici bir şey, ne onur verici
Sıkıldığımı anlıyor görevli..
''Acelen ne be kardeşim,
Hiç merak etme içerden de bıkarsın''
Öyle ya biz yeniyiz
Ama içerisini çok iyi biliriz
Çünkü biz Nazım'ın çocuklarıyız
İçerde çok yatmışlığımız var
Dile kolay, tam 35 yıl
Özgürlükten yoksun
Ve tüm işkencelerle koyun koyuna.
Rastlantımı ne, bir avukat geliyor nizamiyeye
Altında pırıl pırıl bir otomobil.
Askeri savcılığa gidiyor..
''Alır mısın? savcılığa gidiyor'' diyor, beni gösterip.
Alıyor beni yanına ,kurtarıyor daha fazla beklemekten
''Ne için gidiyorsun?'' diyor, orta yaşlı, kıvırcık saçlı avukat.
''Astsubayım , tutuklanmaya gidiyorum.''
''Emin misin tutuklanacağına?''
''Elbette giden dönmedi, hepsi içerde''
Susuyor bakışlar, bir an sessizlik
Ve hüzün kaplıyor içerisini
''Bende bir asteğmenin dosyasını incelemeye gidiyorum'' diyor.
Sormuyorum nedenini
Hava üssünün tertemiz bakımlı yollarında ,
Çam ağaçlarını arasında bir süre gidiyoruz
İki katlı eski bir binanın önünde susuyor motor sesi.
''Savcılık burası'' diyor.
İndiriyorum bavulları, tutuyorum ellerini,
Hissediyorum sıcaklığını, bakıyorum gözlerine
''Bekle beni dışarıda, sakin girme içeri, sakın girme''
Seni çam ağaçları arasında bırakıyorum
Özgürlük çiçeklerinin açacağı
Bir bahar sabahı tekrar bulmak umuduyla..
10
Saat 14.30
Savcılığa doğru adımlıyorum adımlarımı
Sivil giysilerle geniş bir salonda
Tıklıyorum kapıyı.
tak tak.
''Gir....'' diyor tok bir ses.
''Ne bu hal, hem geç geliyorsun hem de sivil''
''Şimdi senin için bir daha mahkeme kurulacak''
''İşlerim bitti anca gelebildim diyorum''
Hiddetten titreyen dudaklarımla
İnanmıyor kuşkusuz .
- Bekle dışarda seni çağıracağız diyor.
Bir şeyler söylüyor yanındakine.
Pencere dibinde bir koltuğa oturuyorum.
Çam ağaçları arasındaki binaları seyrediyorum.
''Burası ne diyorum. yanımda dikilen askere''
''Misafirhane idi şimdi, Tutukevi diyor, yani hapishane''
''Sağdaki 3 Nolu ilerdeki 2 Nolu''
''Ya 1 Nolu diyorum çok merak eder gibi''
''O pistin karşısında diyor esas hapishane.''
''Beyaz saray derler oraya, ama sizi oraya vermezler''
Baktım da bizimki oldukça güzel bir yerde
Çamlar arasında, önünde boş bir havuz,
Tel örgülere yakın bir voleybol sahası
Arkada upuzun bir demir yolu
Yeşermeye başlayan çimlerse
Adeta baharın müjdecisi
Binaysa eski Osmanlı konağı gibi
Yalnız gözlerimiz
Eli silahlı nöbetçileri görmezse
11
Biraz sonra açılan kapıdan
Tutukluların dışarıya çıktığını görüyorum
Güneşlesin onları güneş diye
Mis gibi bahar kokusu girsin ciğerlerine diye,
Bir anda doluyor bahçe
Çamlar arasında yürüyen, konuşan tutuklularla
Bakıyorum da sevdiceğim, hepsi tanıdık, hepsi bizden
Emin ol sende tanırsın çoğunu sen
Ya Bandırma sokaklarından,
Ya da lise yolunda,
Bir bakış atmıştır sana, genç olanları
Ya da dört yoldaki köşe başında
Belki de biri benim gibi koşmuştur peşinden.
Bir şeyler anlatıyorlar
Yürürken hızlı adımlarla,
Hava açık ve berrak, ama serin
Nöbetçi askerler seyrediyor onları,
Kim bilir gönülleri hangi yerde içleri sevda dolu.
Memleketi, karısı, çocuğu,
Ve de ana babası .
Ya da bırakıp geldiği sözlüsü, ya da sevgilisi
Özlem dolu tüm bunların yüreğinde
İçim burkuluyor bir an, bunlar geçince aklımdan
Bir hüzün kaplıyor her yanımı..
Ama yine de mutlu olmam gerek diyorum
Arkadaşlarıma kavuştuğum için..
Onları yalnız bırakmadığım için..
12
Saat 15.30
Yanımda bir görevli
Giriyorum mahkeme salonuna
Üç yargıç karşımda, birde yanda savcı
Dikiliyorum sanık kürsüsünde
''Oturun'' diyor, ortadaki baş yargıç.
Oturuyorum sanık sandalyesine
Ve karşımda ürpererek okuduğum bir yazı
''Adalet mülkün temelidir'' diye
Bir an gülmek geliyor içimden.
Daktilo katibi de geçince yerine
Hazır oluyor devletin yargılama organı
İlk an, yalnızlığımı hissediyorum
Üzülüyorum dışarıda bıraktığıma seni
Seni görmek umuduyla gözlerim kaçıyor pencereye
Çam ağaçları arasında gülümsüyor bakışların
Koşup geliyorsun yanıma, tutuyorsun ellerimi
Sıkıyorsun büyük bir sevgiyle
Anlıyorum ki artık yalnız değilim ben
Gözlerin var gözlerimde, sıcaklığın var ellerimde
Korku, endişe defolup gidiyor yanımızdan
Sen ve ben..
Öff.. be
Ne çok seviyormuşum seni ben..
Bir de kavgamı.
13
''Adın?''.. diyor yargıç
''Abdullah''
Tak tak deyip yazıyor daktilo
''Soyadın?''
- İnaler
'' İnanır?''
-''Heceliyorum soyadımı''
Yaşamım boyunca başkalarına defalarca hecelediğim gibi
Ana adın?''
''Hayriye''
''Baba adın?''
''Abdullah mı?''
''Evet Abdullah oğlu Abdullah''
''Abdullah oğlu Abdullah''
Bu cevabın ardından her soranın kafasında hemen,
Bir soru işareti merak duygusu uyanıyor.
Neden başka isim mi yokmuş ,
Baban oğluna kendi ismini koymuş..
Bende hemen açıklıyorum...
''Bende evvel doğan 3 kardeşim yaşamamış,
Bana yaşayayım, onlar gibi ölmeyeyim diye
Babamın ismini koymuşlar,
Ve birde bebekken köyün birine götürüp,
Bir hocaya kızgın şişle göbeğimi 3 yerinden dağlatmışlar
Hala bu 3 şişin izi karnımda duruyor.''
14
Ve devam ediyor künye sorgum..
''Bak'' diyor yargıç övgü dolu duygusallık içeren ses tonuyla.
''Buradaki ifaden de dürüst konuş muşsun''
''Burada da tüm bildiklerini söylersin''
-''Evet diyorum içimden dürüst konuşurum dürüstlere karşı.''
''14-15 ocak 1975 tarihinde 2 gün mesaiye gitmemişsin''
''Niçin gitmedin.?''
''Bize verilen yan ödemeler ve iş riski tazminatlarında,
Yaratılan haksızlıklar nedeniyle moralim çok bozuldu.''
''Onun için mesaiye gitmedim''
''Bandırma Astb. gazinosunda 13 0cak 1975 tarihinde toplantı yapılmış''
''Haberin var mı, orda mıydın?''
''Hayır haberim yoktu''
''Hiç duymadın mı?''
''Hayır şimdi sizden duyuyorum''
''Yalan söylüyorsun''
''Evde kaldığın arkadaşlarınla mesaiye gitmeme konusunda karar almışsınız?''
''Arkadaşınızın ifadesi öyle''
''İçimden Ya Kotev (Mehmet) ya da kel Talat dedim acaba hangisi sattı bizi''
''Evdeki arkadaşlarla o gün görüşmedim, onları hiç görmedim'' Savcı,
''Ama o konuşmuş o öyle diyor.''
'' Ben öyle bir konuşma hatırlamıyorum.''
-''Peki nasıl bir konuşma hatırlıyorsun.''
Ağzımda laf almaya çalışıyorlar, açık vermemem lazım diyorum içimden.
-''Birkaç gün önce görüşmemizde maç hakkında konuşmuştuk.''
''Konu dışına çıkma'' diyor savcı.
15
Buradaki vereceğimiz ifadeler yapılan boykotun ceza kapsamı için çok önemli,
Bireysel suç işlediğimizi kanıtlarsak disiplin cezası alacağız,
2 günlük mesaiye gitmemem toplumsal bir eyleme girerse sözleşerek firar, isyan,
Başkaldırı gibi suçlamaların cezası en az bir yıl hapis ve de ordudan ihraç.
Kısacası söylediklerime inanmıyorlar, zaten bu yargılamaya inanan kim.
Haklı olduğumuza biz ne kadar inansak ta, verilen emir gereği,
Bir kaç suçlu bulunup, ipi çekilecek..
Toplumu bu duruma getiren bu yasaları hep kendi lehine yapan,
İnsanların emeğini sömürenlerin hiç mi suçu yok...
''Hak böyle aranmaz'' diyor askeri savcı,
-''Her şeyin bir yasal yönü var''
Gözlerim sende
Onların gözleri de bende
Kim bilir nasıl, hangi gözle görüyorlar
Karşımdaki yargı heyeti beni
Öyle merak ediyorum ki...
Sağda ki hiç konuşmayan
Sarışın genç yargıca dikkatle bakıyorum
İzliyor bizi yabancı gözlerle
Suskunluğu bir yerlere götürmüş onu
Sanki başka dünyalarda
Hiç te yabancı gelmiyor
Acaba tanıyor muyum bir yerlerden
Acaba nereden?
Düşünüyorum düşüncelerimden çıkarıp seni
Ama olmuyor, bulamıyorum nereden
Kuşkusuz yeni mezunlardan bir Asteğmen..
O da bizim gibi ipleri yukarıda olan
Düzenin bir kuklası
16
Saat 16.07
''Çıkınız'' diyor yargıç sert bir sesle
Kuşkusuz çok kızmış
Çıkıyorum dışarı, bende kızgın
''Yak kardeşim'' diyor yanımdaki görevli, uzatıyor paketi.
Yakıyoruz karşılıklı bir sigara.
Haklı görüyorum bir an onları
Onların da koruması gerek içinde yaşadığı sınıfı
Yasaları öyle yapmışlar
Onlara da uygulamak kalıyor
Yüzümde hafif bir tebessüm beliriyor
Sonra havaya üflediğim sigara dumanlarıyla birlikte
O tebessümde, umutlarım gibi kaybolup gidiyor..
17
Oh be ne kadarda bunaltıcıymış içerisi
Diyorum bir ana dışarı atınca kendimi,
Yanımdan ayrılmayan bekçimle
Vakitte epey geç olmuş..
Ne kadarda güzel geliyor mis gibi çam kokan hava
Ne güzel dolduruyor insanın ziftlenmiş ciğerlerini
Bir an seninle hissediyorum kendimi
Bir an Bandırmanın yokuşlu sokakları geliyor aklıma
Caddeler ne kadarda hareketli
Bak bak köşe başları yine aşıklarca tutulmuş
Öyle ya lise dağılıyor
Ve bir öğrenci selidir akıyor
Kentin sokakları cıvıl cıvıl
Dalıyorum sokaklar arasına dalgın bakışlarla
Birazda üşümek geliyor içime.
Sokakta bakıyorum herkes tanıdık
İşte Kürt Müjdat, elinde kitaplar
''Merhaba'' diyor..
İşte sarı Engin elinde kitaplar.
Dalmış görmüyor bile.
Tüm tanıdık dostları görüyorum.
Selam selam diyorum..
Tatar sevgiyi görüyorum..
Kasıntı Burjuva sevimi...
İçinde erkek özlemi alev alev yanan
Tombişim Reyoşu görüyorum.
Ve seni görüyorum...
Gözlerini arıyor gözbebeklerim.
Elinde kitaplar
Yanında sempatizan gencecik çocuklar.
İçin için yanan özlemi, sevgiyi görüyorum.
Bakışların kurşunluyor yüreğimi
Obüsten fırlayan alev gibi
Yakıyorsun her yanımı.
-''Merhaba A.'' diyorum, gülücüklerin içime işliyor..
''Merhaba'' diyorsun
Bir bakış, bir bakış daha yürüyüp
Kaybolup gidiyorsun her gün ki gibi...
Sallana sallana çıktığın yokuşlu sokağın ardında..
Son bir kez bakmadan ardına
O eski binanın alt katındaki evine.
18
Mahkeme salonunun kapısı üstündeki zil.
Zırr zırr diye çalıyor..
Duyuyorum ta Bandırmalarda...
Saat 16.15
''Gel'' diyor görevli ''çağırıyorlar.''
Tak tak tak. Açıyoruz kapıyı giriyoruz içeri.
'Otur'' diyor, baş yargıç.
Oturuyorum.
.......
.......
''Karar'' diyor yargıç. Dürtüyor,
''Ayağa kalk'' diyor görevli
Ayağa kalkıyorum, gözlerim kısılmış
Su verilmiş çelik gibi bedenim
Ortadaki yargıç namaz selamı gibi
Bir sağa bir sola fısıldadıktan sonra
''Yaz'' diyor hakim katibe
''Sanık abdullah inaler''
Türk ceza kanunun... maddesi... fıkrasına göre
sözleşerek toplu firar suçundan,
aleyhinizdeki yeterli kanıtların bulunmasına kadar
tutuklanmanıza mahkememizce oy birliğiyle kara verildi.
''Götürün''
İyi ki kalem kırılmadı diyorum içimde.
Bir mayıs sabahında kırıldığı gibi.
19
Artık yasal yönden resmen tutukluyum
Koptum artık tüm dış dünyadan
Ve tüm sevdiklerimden.
''Gidelim'' diyor yanımdaki görevli üzgün bir sesle
''Geçmiş olsun''
''Sağ ol, teşekkürler sözcükleri çıkıyor dudaklarımdan''
''2 ve 3 de yer yok diye sesleniyor savcı, 1 Noluya götürün''
Çıkıyoruz bahçeye ağır adımlarla
Çam ağaçları arasında
Yeni yeşermeye başlamış çimleri çiğneyerek
Sessizce yürüyoruz,
Gökteki bulutların telaşı yok bizde
Bir ara seni görüyorum
Kıpır kıpır oynaşan çam ağacı dalları arasında
El sallıyorsun
Seninleyim der gibi..
Önce 2 Nolu tutukevine gidiyoruz
Bir vasıta bulup buradan tam karşıdaki 1 Noluya gideceğiz
Elimde valiz bekliyoruz
2 Nolunun kapısında Fikreti görüyorum
''Oo.. Hoş geldin arkadaşım, geçmiş olsun''
''Hoş bulduk Fikret, sağ ol'' sarılıp öpüşüyoruz.
''Nasılsın iyisin ya?''
''İyilik bende anca gelebildim, sana da geçmiş olsun''
''Ha diyorum unutmadan, Bandırmadan sana bir paket var''
Valizi açıp içinde kitapların bol olduğu bir paketi çıkarıp veriyorum.
- Beni 1 noluya gönderiyorlar diyor, oraya gideceğim..
- Beni de diyorum..
- Yok yok diyor kanımca sen burada benim yerimde kalacaksın
- Sürgüne gidiyorum anlaşılan..
- Sen 2 noluda mı kalıyorsun..
- Hayır 3 de, 1 nolu hakiki hapishane, beyaz saray derler oraya.
- Yani beyaz saraya
Az sonra gelen bir araçla
Dz. Asb.Fikret Yuğaç beyaz saraya doğru yola çıkıyor.
''Hadi tekrar geçmiş olsun görüşmek üzere'' diyor.
''Hoşçakal''
''Hadi güle güle''
20
Saat 16.40
25 Şubat 1975
3.nolu tutuk evinin önündeyim.
Eski 2 katlı askeri bir bina
Ve ben ömrümde ilk defa hapishaneye giriyorum
İlk defa içimde tarifsiz duygular
Ama zerre kadar üzüntü yok
Yepyeni bir yaşam şekli hoş geldin diyor bana.
Önce dış kapı, eli silahlı bir asker.
Ardından bir kapı daha
Sonra demir parmaklı bir kapı daha, görevli
''Giden arkadaşın yatağında yatacaksın'' diyor..
''Seni o odaya verdiler''
Bir kapı daha
Ve ardında onlarca tanıdık sima ve hoş geldin sesleri.
Defalarca geçmiş olsunlar.
Bir dost kapıyor elimdeki valizi,
Ben şaşkın ördek gibi
Nere çekerlerse oraya gidiyorum,
Sarılmalar öpüşmeler.
''Gel diyor bizim oda da kalacaksın''
Yürüyorum ardı sıra, tırmanıyoruz 2.kat merdivenleri
Önce on metrelik bir koridordayız
Sağda sol eski boş dolaplar.
Yöneliyoruz soldaki koğuşa
İkili ranzalarla dolu
İçerde ağır bir hava ve bir de koku
Dışardaki havadan asırlar boyu uzak sanki
Belki bir ben duyuyorum bu ağır havayı
Arkadaşların tutsaklık kokusunu
21
Duvarlar
Özgürlüğü tutsaklayan, boğan duvarlar
Maviliği kirlere bürünmüş
Gökyüzünü yaşatıyor yatanlara.
Ve o duvarlarda
Elbiseler, gömlekler, şapkalar asılı
Bir de kadınlar
Birbirinden güzel kadınlar
Kimi çıplak ,kimi şehvetli ve şuh.
Kadına
Bir çift kadın bacağına özlem duyan
Bu tutsaklara alay edercesine
Kahredici, baştan çıkarıcı bakışlarla bakıyorlar.
Ve belki bu bakışlar
Bu anda belki bir sifonun çekilmesiyle
Rahatlatıyor gergin bedenler
22
''Bandırmadan haber'' diyorlar, ''anlat ne var ne yok.''
Önce oturaklı Asb. Mehmet'e dönüyorum, koğuş arkadaşım
''Bol bol selam var'' diyorum, ''hepsi iyiler''
''Uçaklar uçuyor göreve devam, merak etmeyin''
Sevdiklerini , özlediklerini soruyorlar.
Bende ''selamları var'' diyorum, ''ziyarete gelecekler'' diyorum
'' İyi haberlerinizi bekliyorlar.''
Ve gecelerimi, gündüzlerimi
Umutlarımı paylaşacağım
Yatağımı gösteriyorlar bana
2 nolu tutuk evinin 2 nolu odasının
10. Tutuklusu oluyorum,
Yeri ranzanın üstü, bakıyorum yastık yok,
Güvenle başımı yaslayacağım
Dertlerimi dökeceğim...
Eee geç gelirsen öyle olur.
- Zaten çoğunda da yok..
''Getirecekler'' diyor arkadaş
Bende insanı kaşım kaşım kaşındıran
O yün battaniyeyi katlayıp yastık yapıyorum
Atıyorum valizi üzerine
Salonda eski püskü dolapları en iyisini gösterip
''Buraya da elbiselerini koyarsın'' diyor arkadaş.
Yürüyoruz salonda yanımda Mehmet asb.
Burası gazino diyor, yemek vakti de yemekhane
Ortada eski birkaç masa, sandalye..
İkide penceresi var üzeri tahtayla çivilenmiş
Gün ışığı süzülüyor aralardan gıdım gıdım
Acaba burası daha önce neydi
Buralarda katırda yok ki ahır olsun.
Tam karşıda üst üste iki masa üstüne bir televizyon
Hiç yakışmıyor buraya, biraz lüks.
Ve hiç yakışmıyoruz buraya
Yakıştıranlar utansın.
23
Salon kalabalık
Volta vakti..
Denizci Mahmut'u görüyorum voltalıyor,
Yogi Atilla'yı görüyorum,
Elinde tespih
Birde bıyık bırakmış.
Gülmek geliyor içimden her nedense
Ayni filimler de ki gibi.
Hızlı adımlarla voltalamalar
On beş metrelik salonda 50-60 kişi
İleri geri gidip geliyorlar.
Bu adımlar zamandan mı yoksa
Onlardan mı bir şeyler götürüyor..
Düşünüyorum..
Karıştıkça aralarına
Kimi pencereden dışarısını seyrediyor,
Kimi elinde kitap, kimi bir şeyler yazıyor
Kimi de bir masanın etrafında al papazı ver kızı...
Bir sıkıntıdır basıyor içimi..
Yaklaşıyorum pencere dibine
Ellerimi dayıyorum kalorifer sıcaklığına
Bir an buz gibi odamdaki
Isıtmaya çalıştığım yatağım geliyor aklıma..
Nihayet sıcak bir yer diyorum..
Hem de sımcacık
Artık üşümeyecegim..
Abdullah İnaler
Mart.1975
Eskişehir 2 Nolu ask.tutukevi
24
Eskişehir Askeri 2.nolu Tutukevinin 10 kişilik odasının
üst kattaki yatağımda karaladığım şiirlerden ikisi.
DAĞLAR TAŞLAR
Aramızda
Dağlar taşlar değil sevdiğim
İnsanlar var insanlar
O iyi insanla,
O kötü insanlar
Tanıdığın, sevdiğin
Uğruna savaştığın,
Hakkını aradığın
İnsanlar var İnsanlar..
a.inaler
25
ÖZLEM
Senin ismin
Gecenin karanlığında
Yalnızlığımla kulaklarımda çınlıyor
Hafiften horlama sesleri kaplamış koğuşu
Birde insan kokusu, sigara kokusu
Bir tutuklu oturmuş masa başına
Elinde kalem karalıyor bir şeyler
Düşünüyor dakikalarca..
Rengi soluk düşüncelerin boyunduruğunda.
Bize gün ışığı saçan pencere simsiyah şimdi
Uçak sesleri yırtmıyor artık günün sessiliğini
Salt devriye gezen askerin postal sesleri
Tırmalıyor kulakları.
Sağa dönüyorum,sola dönüyorum
Bir türlü uyku tutmuyor düşüncelerim
Seni düşünüyorum..
26
Okuyorum yazmış olduğun mektubu..
Bu belki kaçıncı bilmem
İsmin mühürleniyor dudaklarıma
Duvardaki bir resme bakıyorum..
Bakışları senin bakışların,
Gülüşü senin
Özlem gideriyorum gecenin 3.de..
Ben meğer
Seni ne çok seviyormuşum..
Bir bilsen...
Abdullah İnaler
05.04.1975
E.A.T.E
27
ESMER DEVRİMCİ KIZIM
Esmer devrimci kızım
Ezikliğini duydum bu akşam
Seni yitirmişliğimin,
Yüceliğine eriştim bu mevsim
Sende sevmişligimin
Sevdim seni
En kızılıyla sevilerimin
Özgürlügüm, açlığım, yarınım
Her şeyim benim
Seviyorum seni
Esmer devrimci kızım benim.
a.inaler
19.12.1977
28