29 Ocak 2018 Pazartesi

SANA EN YAKINIM - Abdullah İnaler (TAŞIN ALTINDAKİ EL)



Bu gece sana en yakınım
En yakınım bahara
Yıllardır aradığımı buldum
En yakınım mutluluğa

Bu gece
İçiyorum
Salih'in şarap kokan
O çıplak yerinde
Şaraplanıyorum şarap şarap
Boşalan kadehlerimle
İçin için yanıyorum
Doldurduğun kadehlerimle

Biliyor musun
Çok şarap,
Çok rakı içmişliğim var bu kent'te
Ama hiç böylesi yakmamıştı beni
Hiç böyle yanmamıştım ben
Hiç böyle yanmamıştım sana ben

                        2

Bu gece sana en yakınım
En yakın olanım
Ve uzağındayım
O tatlı bakışların
O sıcak bakışların
Tutuşlarını ellerinin
İnan
Gurur yok, yok artık, ihanet yok
Tüm bunların uzağındayım
Gezdiriyorum bunları
Ayaklar altında
kentimin karlı, karanlık
Çamurlu sokaklarında
           

                    3     


Bu gece sana en çok yakınım
Gezdiriyorum gözlerimi
Ellerinde, gözlerinde
Up uzun siyah saçlarında
Sanki tatlı bir çocuk doğuracakmış gibi,
Kıpır kıpır kıpırdayan
O kızıl dudaklarında

Bu gece içimdesin,
Kanımdaki şarapta,
Şarabımı yakıyorsun
Bu gece
Nedense seni daha çok seviyorum
İlk gecemiz bu
Beni bu gece sen doğurdun
Anamsın, babamsın,
Sen yaşatacaksın beni,
Gülüşünle
Bakışınla,
Öpüşünle
Tutuşunla ellerimi
Ve seni ben yaşatacağım,
Belki bir parça ekmeğimle
Ama hiç olmazsa
Kendi çabam kendi emeğimle
Tüm sevgimle
Tüm devrimlerimle
Tüm özgürlük türkülerimle
Seni ben yaşatacağım
beni sen doğurdun çünkü.

                   4

Bu gece
Sana bir sen kadar yakınım
Koynunda uyumaya çalışan
Belki küçük bir çocuğum
Ağlıyorum bir bebek
Ağlıyorum bir aç
ver artık mememi
Ver artık
Karnım çok aç


                   5


Bu gece sana senden de yakınım
Ve hücrende yıllanmaya bırakılmış
bir tutsağım
Ellerim zincirli
Gözlerim sürmeli
Prangalı ayaklarım
Dört duvar arasında
Hep seni sayıklarım

Ve ağlıyor şimdi gözlerim
Salt seni gören gözlerim
Büyük bir özlemle
Sevi hücrendeyim
Bir kürek mahkumu gibi
Küçücük bir penceresi var
Oradan hep özlemle dışarı bakarım
Senide oraya prangalamışlar
A benim biricik sevdiğim

26 01-1974 Susurluk









                   



MUTLU BİR SON - Abdullah İnaler (Taşın altındaki el)

Bir gün bu son tren
Seni de götürecek
Bilinmezlik ülkesine
Hem de yapayalnız,
Umutsuzcasına
Sonra
Bakacaksın yitirdiklerine
Ve göreceksin
Tüm sevdiklerini
Yaşlı gözlerle ardında

Son bir kez bakacaksın onlara
Belki de duymayacaksın
Onların hıçkırıklarını
Bu bilinmezlik ülkesinde

Oysa geride bıraktığın
O zavallı biçareler
Sonsuz bir acı altında
Sana veda ederken
Sen
Bu son yolculuğunda
Dönüp son bir kez
Bakmayacaksın ardına
Biçare hüzün dolu yaşlı gözlere

30 12 1971
Susurluk


28 Ocak 2018 Pazar

ÖZLEMİN KOL GEZİYOR HÜCREMDE - Abdullah İnaler (Yolcu)



                       ÖZLEMİN KOL GEZİYOR
                                 HÜCREMDE


Günler haftalar
İçimizden
Bir şeyler kemirerek
Geçip gidiyor

Dışarıda, o kupkuru dallar
Tek tek yeşermeye başladı
Hayallerim gibi
Bir bir tomurcuk

Pencereden
Gün ışığına özlem bakışlar
Sıra sıra
Parmaklıklar ardındaki
Özgürlüğe bakıyor


İçeri de
Voltalıyoruz zamanı
Beş adımlık oda
Fantomların boğucu sesi
Uğulduyor kulaklarda
Biri iniyor, biri kalkıyor
Gözlerimiz pencerede
Ördek Erkan’la, Şişko Çetin’le
Dede Erdoğan’la
Ve diğer üç nefesle

Günler haftalar geçti
Ayni havayı kokluyoruz
Belki bir ay oldu
Bedenler sıcak su görmeyeli
Artık çamaşırların en az kirlisini
Arıyoruz valizlerde
Görüşmecilerin getirdiği
Peynir,  zeytinde bitti
Bir bir tükeniyor
Sanki tükenen hayalerimiz


Dile kolay değil
Daha on gün var
Gecesiyle gündüzüyle
Yüce yargı önüne çıkmaya

Ana katili koca kafa ile
Bizim oturaklı Memed assubay
Hemen hemen her gün kavgada
                   Ellerinde bir bardak çay
Ya yatak muhabbetinde,
Ya da yemekte masa da

Şunu getir, şunu götür
En çömez ya 
Ana katili koca kafa Çetin
Sanki postası bizim memed’in



Ne yapsın Bahriyeli Memed abim
En kıdemlisi bizim koğuşun
Çoluk, çocuğun içinde
Kaldım der mırıldanır
Diker gözlerini tavana 
Dalıp dalıp gider
Bu zibidiler  içinde mi
 Olacaktı  der benim yerim

Erkin Koray Yavuz’umuz var
Birde bizim
Kibar mı kibar, iki gözüm
Nikahlandı sanki  yatağına
Elinde hep bir kaç kitap
Kavga eder gibi çevirir yaprakları
Ya da ağzında  Erkin Koray şarkıları
                             Gün boyu
                             Genellikle hiç kalkmaz
Up uzun uzanır yatağına
Dalgın bakışları
Bakar durur tavana
Ara sıra iyice bastımı efkar
Sessizce yakar bir cigara




Ya sen
Ya Sen ne yapıyorsun
Diyecek olursanız bana
Kitap okumadan, ya da uykudan
Ya da kurtulmuşsa 
Elimden kalem
Bulursam  vakit  o zaman
Ana katili Koca kafa Çetin’le
Bil ki kafa yapıyoruz


11.06.1975
Bandırma

NE KÖTÜ - Abdullah İnaler (Tahta pencereler)



NE KÖTÜ

Ne kötü
İnsanlığın kavgasını
İnsanlarla yapmak

Ne kötü
Bir avuç zümrenin
Tutsaklığında yaşamak

Ne kötü
Bu zümreyi koruyan
Yasalara boyun eğmek

Ve
Ne kadar da kötü
Böyle bir dünyada
Her şeyden yoksun yaşarken
Hala suskun kalabilmek

Bandırma 1975

İLK YANIT - Abdullah İnaler (Tahta pencereler)





İLK YANIT


Üzüldüm  A…
Ve kırıldım sana
Tüm kayıtsızlığına karşı
Ve tüm sevgime karşı
Ve senin için
Düşündüklerime karşı
Oysa
Ne düşünmüştüm senin için
Ne hayaller kurmuştum
Bir çarşamba öğle sonrası
Olabilmek seninle
Konuşabilmek bir şeyler
Ne güzel şeydi bizim için
Romantizmin adına da olsa
0 ideolijimiz varken


Ama korktum  A..
Daha çok tanımaktan seni
Daha çok seni sevmekten
Tekrar acı çekmekten
Korktum
Ve realizmin kabuğunu kırmaktan
İdeolojimize ihanet etmekten
Korktum

Ama gerçek bu ya
Korktum   A..
Aradığımı bulmaktan
Kaybettiğimi bulmaktan
Yıllar öncesi
Ölmüş bir sevinin
Tekrar sende yeşillenmesinden
Korktum
Ve hissettim A..
Açlığımda seni
Tekrar anımsadım o sevgi tomurcuğunu
Senin o tatlı bakışlarında
                Senin Marksist bakışlarında

                Bandırma 1975

İSMAİL EFENDİ - Abdullah İnaler (Tahta pencereler)










İSMAİL EFENDİ

Beş çocuk
Bir avrat
Birde yatalak ana ile
Sıkışmıştılar bir apartmanın
Bodrum katına
Yaşam savaşı verirlerdi
Bu büyük kent’te
Kapıcı İsmail efendi ile karısı Hatçe

Dört numarada ki doktorun karısı
Bağırırdı her gün süt diye
Onbeş numaradaki Emekli albay
Süleyman bey derdi
Ekmekler, gazeteler gelmedi niye
On dokuz numaradaki
Çok boyalı, güzel artist abla seslenirdi
Kaloriferler yanmaz,
Sıcak sular akmaz diye


İşte böyle
Bizim İsmail efendi
Doldururdu  çile
Bazen düşünürdü
Vakit bulursa kendi kendine
‘’Niye geldin be adam
Bu Allahın belası
İnsanı kahreden bu büyük kente
Evde beş çocuk
İki mızmız karı
……
Ama buna da şükür der
Döner tanrıya
Açta olsak
Öyle böyle
Yaşıyoruz ya.

Bandırma 1975

NE BEKLİYORUZ - Abdullah İnaler (Tahta pencereler)




NE BEKLİYORUZ

Bizden öncekiler
Yüzyıllar önce çıkmışlardı yola
Yüzyıllar önce söylüyorlardı
Türkülerini bağıra bağıra
Ve kuşkusuz
Bunun için gittiler darağacına
Korkusuz
Önderlerimiz
Pir Sultan abdal
   Hacı Bektaşı Veli
      Şeyh Bedrettin
Ve niceleri..
Bizse hala bakınıyoruz
Aptal aptal sağa sola
Ne bekliyoruz bilmem
Anlayamam hala
Uyanalım bu uykudan
Ve yürüyelim hep beraber
Özgürlüğe, mutluluğa, kurtuluşa
Giden bu yolda

Bandırma 1975

ARAMAK - Abdullah İnaler (Tahta pencereler)


                  

Aramak
İyi veya kötü bir bakış
Dolaşmak
Kentin sokaklarını karış karış

Yitirmek
Bir gülüş bir selam uğruna
En güzel zamanı boşu boşuna

İşte
Aşk budur benim kentimde
Yasaktır biz konuşmak el ele

Ayıptır
Günahtır öpüşmek hele
En güzel tutkumuz
Aşk yasak bize

Bandırma 1975

YOK SENİNDE ÖZGÜRLÜĞÜN - Abdullah İnaler(Yolcu)






YOK SENİNDE ÖZGÜRLÜĞÜN 

Yok senin de arkadaş
Özgürlüğün benim gibi
Yaşamın geçiyor
Bu küçük  kent'te
Hücrede yaşayan
Bir mahkum gibi

Yok yok
Üzülmeni istemem  arkadaş
Buraya düştüğüme
Biliyorsun ben burada
Dört duvar arasında
Parmaklıklar ardında
Sen de
 Özgürlükler denizinde
Ondan yoksun yaşıyorsun
Ve devamlı gözaltında






Senin çevreni saran
Benim gibi
Silahlı askerler değil
İnsanlar ve töreler
                             Onların baskısı, bir balyoz gibi
İnip inip, çıkıyor tepene

Yok yok o kent’te
Senin de özgürlüğün  arkadaş
Yaşamın yitiyor
Dört duvar arasında benim gibi
Ve ardında
Seni göz altında tutan
Binlerce insan seli    
Binlerce töre tutuklamış seni
Bağlamış elini kolunu.
Yok yok
Senin de özgürlüğün arkadaş

22 02 1975 
Eskişehir askeri tutukevi

4 Ocak 2018 Perşembe

AYYY İSTANBUL - Abdullah İnaler (Taş evler)


Her şey
Durakta telefonla oynarken başladı.
On beş dakikadır beklediğim Taksim otobüsü
Binen yok diye duraktan hızla geçince
Sap gibi kaldım ortada
Salak dedim kendi kendime
Ama ne fayda.

Yirmi dakika sonra Aksaray otobüsünde
Kös  kös oturuyordum önde
Kitap basımı için gideceğim yer
Gümüşsuyun da ki Netcopy center.
Ama yolda CD'lerimin
Basım işini öğreneyim dedim.
Kıvırdım rotayı, doğru
Beyazıt'ın tarihi sokaklarına
Çemberlitaş'ın sütunlar gibi
Bilmem ne kadar yerinden
Bu eski sokakların
Bir bir sıkılmıştı boğazı


İstanbul, İstanbul  böyle ola
Olmamıştı hiç kapkara
Suriyeli, Iraklı İranlı,
Her yer bir Araplaşmış ki,
Sokaklar  Arap dolu, bir de
Kırgız'ı, Moldava'lısı, Özbeğ'i
Ukraynalısı, Rus'u
Pek mutlu görünen yüzleri
Çağıl çuğul bağrışıyor
Yanlarında çocukları
Türkiye'de yaşamak,
Hele İstanbul'da
Çok mutlu ediyor onları

Sultan Ahmet'te ki Yay-Fed' uğradım
Çaycı, ''amca gel asansör burada
Gel seni yormayalım
Biz CD işine bakmıyoruz'' dedi
Çıktık bir üst kata
Karşımda esmer güzel kız
O ayrı bir iş
Ona bakar yay-bir
Vazgeçtim.Cd den
Önce bitsin şu kitap işi.

Ha
Bir de Mesam'a uğrayacağım
Tıngır mıngır metro ile
Sultanahmet'ten doğru Gümüşsuyu'na
Konuştuk güzel kızımla,
Kitaplar basılacak, tamam.
Biraz mızmızlandı kız
Dedim ona bak kızım yok zaman
Sonunda tamam dedi
Kitapları basarız
Mutlulukta parladı gözlerim o an

Durakta ben yaşlarda,
Bakıştı bakışlar sıcak sıcak
Oturdu yan yana yorgun bedenler
Sık sık nefes alarak
''Merhaba'' dedim
Soluklanarak biraz
Otobüs bir türlü gelmez
Tabii ki lafın sonu da

Biraz sonra laf lafı açtı.
İstanbul teknik üniversitesinde hocaymış.
Hem de makine, bölüm hidrolik..
40 yıl okul ve sonu emeklilik
Bende dedim uçak teknisyeni
Hemd e Hidrolik..
Mesam'a gideceğim dedim
Laf olsun, muhabbet koyulsun
Konu olunca müzik.
Benim oğlanda dedi.
Konservatuarda branşı müzik..
Yürüdük bir müddet
Taksim meydanının çirkin görselliğinde
Utandık
Attık kendimizi yerin dibine
Ver elini metro ile Şişli'ye
Mesam dedim, bilir misin
Sıra cevizler nerede.
Tarif etti, sıkış tepiş giderken metroda
Dedi Şişli'de, bir yerde, ama hangi yerde
Anam kılıklı dedim kendime
Hemen buldun sohbeti, beş dakika da
Anlattın geçmişten günümüze
Hayatı muhabbeti

Koptu gönülden göz nuru emeğim bir CD..
''Yeniçarohori'' dedim
Hem çaldım hem söyledim
Bu güzel günün muhabbetine
Ben buyum dedim. Hocam
Bu hediye.
Arabana koy dinle anı olsun
Reklam olsun..
Ama falan, tamam dedi
Dinleyeceğim ve sonra oğluma vereceğim.
Güle güle derken bakışlar metroda.
Bu tatlı muhabbet hazırdı artık vedaya

Arayış peşine düştü
Bu yorgun beden Mesam'ı
Şişli'nin kalabalık dik sokaklarında
Ona sor, buna sor.
Koşturmalar kan ter içinde
Vesselam
Saruhan hanının altıncı katı
Mesam'dayım artık ben
Hoş geldin, beş gittin dedi gençler.
Sonra derdin ne
Söyle de git der gibi bakışlar.
Müzik, şarkı, beste dedim
Çalgı çengi
Baktı gülerek yüzüme
Yayınlandı mı bir yerde eserlerin
Yoksa olamazsın Mesam'a üye

Hayır be oğlum dedim
Kim dinler beni
Olmaz be amca dedi
Ama gelmişsin buraya uzaktan
Bir çay söyleyelim
Hem iç hem dinlen dedi, bizim ocaktan
Terim üzerimde yapış yapış
İçeride çalışan gençlerde
Gelip gidene süzgün bakış
Dayadım sırtımı koltuğa,
Sakin sakin bir müddet çay içiş
Anladım ki burada işler yokuş
Ellerinde telefon anlatıyor birine
You tube' la falan olunmaz üye ...
Spoty, fizy, gibi Soundcloud'da varsa şarkın
O zaman alırız seni buraya üye
Uzaktan duydu ya bu kelamı kulaklar
Hemen araya girdi bu dede,
Sustu tüm diğer laflar
Oğlum benim şarkılarımda var soundcloud'da.
Bir bakın internete
Kurtardım çay bardağını dudaklarımdan
Yetişti o muhabbete lafım onlara uzaktan
Soundacloud'ta bir sürü şarkım var
Olurum o zaman bende üye

Hani dedi bana hayır diyen genç
''Aç dedim bilgisayarı bak ne diyor the dedem''
Gençler şaşkın..
Girdi tık tık yazdı, the dedem
Soundcloud'a çıktı bir sürü nağmem
Hayran hayran baktılar
Ne söylüyor dediler the dedem.

''Tamam baba'' dedi..
''Hak ettin üyeliği''
''Al hemen doldur şu kağıtları''
Uzattı bir tomar kağıt önüme
''Gel dolduralım bunları el ele''
Baktım bir genç de dolduruyor kağıtları..
''Sen kimsin'' dedim.
Olacağız ya 70 inde meşhur.
Yapımcı mı
Olur ya, çalar şarkımı meşhur eder beni
''Ben'' dedi ''Haluk''
''Hem şarkı söylerim hem de çalarım gitar''
 O zaman tanıdım bu uzun saçlı yakışıklı Haluk'u,
Haluk Çetin'di, anca tanıdım
Ayvalık'ta dinlemiştim..
Ataol Behramoğlu ile şiir ve şarkılarını
Almıştım o zaman onun cd sini..
Sonra ulusal kanalda
Dinle bak dedim bu da benim cd'im
Olsun sana hediyem.
Bu benim göz nurum, alın terim, emeğim.
Tamam dedi, bende seni dinlerim
Uzandı gitar çalan eller birbirine
Birbirine başarı dilekleriyle
Döndüm, aldım kalemi elime

Aklıma gelen 31 şarkımı verdim Mesam'a..
''Hemen git dedi Şişli meydanındaki TEB'e
Bir hesap aç telif haklarına''
Ve böylece başladı
Bestekarı üyelik bu sene..