16 Aralık 2016 Cuma

BANDIRMA SEN - Abdullah İnaler

Bazen müzik gelir,içerilerden bir yerlerden,kıpır kıpır yüreğine çıkıp gitmez içinden..ve sonra kelimelere vurur bu dalgalar ve bu gönül denizindeki dalgalar arasında bir çocuk doğar.Bu şarkıda, Ayvalık sahillerinde doğdu.aldık kalemi elimize Ayvalık sen dedik..ve sonra bir türlü kapamadığım bandırmaya koştu giti..ve Bandırma sen döküldü sayfalara..

https://www.youtube.com/watch?v=bqkHI3q057A&t=59s

AĞLADIĞIMIZ GÜNLER - Abdullah İnaler (Taş Evler)


AĞLADIĞIMIZ GÜNLER

Senle geçen  günleri
Unutmak mümkün mü hiç
Senle geçen her anı,
Yaşadığımız saatleri

Ellerimi tutuşun, gözlerime bakışın
İçindeki yaşlarla, bana veda edişin
Unutmak mümkün mü hiç

Ağladımız günleri
Unutmak mümkün mü hiç
Mutluluktan akmıştı
Gözlerdeki bu yaşlar

Gözlerime bakışın,beni sıcak sarışin
İçindeki sevgiyle,beni tatlı öpüşün
Unutmak mümkün mü hiç

abdullah İnaler
Bandırma


https://www.youtube.com/watch?v=C-0NgoRkzVw&feature=youtu.be




10 Aralık 2016 Cumartesi

BİR BESTENİN ÖYKÜSÜ..BANVİTSPOR - Abdullah İnaler




BİR BESTENİN ÖYKÜSÜ Kaybedilen sevgılıler,onlara veda edişler,denizdeki dalgaların kıpırtısı,üzerindeki martıların oynaşısı,sonbaharda ağaçlardaki yaprakların hışırtısı bir esin veriri insana,eğer içinde bu tutku varsa.. Kazanılan,kaybedilenlerle bir sürü dize yüklenir içi.. Banvitsporun sözleri ve müziğide böyle coşkulu bir zaferin sonunda oluştu.Müziğiyse 1993 doğumlu..Susurlukspor yazmıştım..Susurluk benimsemedi,Sonra Banvitspora uyarladım..Banvitin ilk yıllarıydı.içimdeki coşkunun ürünü yeni sözlerle,Banvit başkanına gönderdim..Neyse bir teşekkür geldi.Benden başka sahiplenen olmadı.ne yapayım o benim çocuğum..ne atabidim ne satabildim.

SEVDA YÜKLÜ BULUTLAR - Abdullah İnaler




SEVDA YÜKLÜ BULUTLAR

Saçının her teline çicekler taksam
Önünde diz çöküp sevdalar yaksam
Gözlerine bakıpta şiirler yazsam
Böyle bir sevgiye ne dersin gönül

Gözyaşlarınla pınar olup aksam
Tüm benliğini sevgimle sarsam
Sevgi busesini seninle tatsam
Böyle bir sevgiye ne dersin gönül

Gökyüzünden yıldızları tek tek toplasam
Sevda yüklü bulutlarla sana yollasam
İpek sarı saçlarına taç diye taksan
Böyle bir sevgiye ne dersin gönül.

Abdullah İNALER
18-04-1988/Balıkesir

23 Mayıs 2016 Pazartesi

36.SOKAK - Abdullah İnaler

Kayıt yerim Bandırmadaki akustik evim.Eski bir rum balıkçı evi.Şu andaki öğretmen evinin biraz ilersinde,tepe gazinosuna inen yolun solunda.İki eski ev yanyana,yanındaki daha orjinal.Bu mahalle, bu sokak,yani şimdiki 36.sokak. Bandırmanın fakir rum balıkçılarının oturduğu sokakmış,Bu sokakta eski ahşap evler vardı.Zamanla bir bir yıkılıp, yerlerine apartmanlar yapıldı.
Liman Kültür,Tarçın kafe,bu sokağın yeni mekanları.Tepe gazinosu ise bu sokakla bütünleşen bir tarih.Benim 1972 yıllardan beri gittiğim bir yer.Eski özelliğini korumaya çalışıyor.Nefis bir körfez ve kapıdağ manzarası var.






36.Sokak

Dün geldim sana, elimde çiçekler
Çıktım bu yokuşu,içimde özleyişler
Yüreğim seninle, sevdanla dolu,
Dönüştü bu sana,uzun kaçışlardan
Pişmanlık dolu,ayrılış,ayrılışlardan

Meğer sensiz yaşamak ne zormuş
Meğer seni ne çok seviyormuşum 
36.sokak yaşadı bu aşkı 
36.sokak anlatsın bu aşkı

Oturalım yine,günbatımında
Bir fincan kahve, içelim senle
Göz göze gözler, el ele eller
Dönüştü bu sana,uzun kaçışlardan
Pişmanlık dolu bekleyiş,bekleyişlerden

Meğer sensiz yaşamak ne zormuş
Meğer seni ne çok seviyormuşum 
36 sokak yaşadı bu aşkı 
36 sokak anlatsın bu aşkı

abdullah inaler
Bandırma - 2016


29 Nisan 2016 Cuma

KEŞKE ORDA OLSAYDIM - Abdullah İnaler

KEŞKE ORDA OLSAYDIM

Sor, sor şu kalbime benim
Baktığın o, gökyüzü nerde
Söyle söyle sen kalbim
Nerde tüm aşklarım
Nerde kaldı o benim
Çamur kokan o toprağım

Düşünebiliyormusun
Burada herşey sensiz,
Bir fenik etmez oldu
Sahte gülüşler
Sarıldı her bir yanım
Özleminle
Çağır ki geleyim
Tek başına yürünmüyor


Keşke
Keşke orda olsaydım
Yanında olupta koklasaydım
Mis gibi havanı
Yanında kollarında olupta,
Sarılsaydım sana ben
Koklasaydım
Mis gibi baharı kollarında
Keşke orda olsaydım

14 Mart 2016 Pazartesi

BÖYLE BAŞ SAĞOLMASIN - Abdullah İnaler (YOKKUŞAĞI)


Bazen insanının donup kaldığı 
Anlar, saatler olur, susar kalırsınız,
Bir şeyler diyemez yazamaz olursunuz.
Ta ki yüreğinizi saran bu buz kalıbının 
Erimeye başladığı ana kadar..
Ve sonra ayni nakaratlar devam eder..
Geçmiş olsun, acil şifalar
Ölenlere rahmet, kalanlara sabır
Şehitler ölmez vatan bölünmez
Terörü lanetliyoruz.
Kahrolsun PKK
.................................

Yüce Türk milletinin başı sağ olsun..
Yeter artık 
Böyle baş olmasın, sağ olmasın..
İşte bütün mesele bu 
Bu milletin başına musallat olan,
Bu ülkeyi satan,halkını bölen 
Bu musibet başı
Başımızdan defetmedikten sonra
Bu ölümleri daha çok yaşayacağız.
Daha çok bombalar patlayacak
Daha çok ocaklara ateşler düşecek..
KabahatIn çoğu bizim 
demeye de dilim varmıyor ama
Kabahatın çoğu bizim 
Canım kardeşim.

25 Şubat 2016 Perşembe

YOLCU - Abdullah İnaler (Yolcu)




         YOLCU  

Sabah
Geçen sabah ki gibi
Hiçbir ayrıcalığı yok sanki dünden
Herkes kalkmış işine gidiyor
Benimse hiç acelem yok
Sadece
Bir haber bekliyorum senden

Giyindi dostlarım
Bense hala büzülmüş 
Yatıyorum yatağımda
Ve uykuya akıyor gözlerim
Önce Ahmet geliyor yanıma
Öpüyor beni sıcak
Sonra Talat, sonra Memed

Okşuyor yüzümü acımsı bakışlar
Ağlamaklı oluyor gözlerim
Bir an bakamıyorum 
Bana veda eden yüzlere 
Kaçırıyor gözlerim 
Buluşuyor bir an 
Duvardaki resminle


''Haydi güle güle''
''Haydi güle güle'' diyor
İki dost sessizce bana
''Gidince yazarsın bize''
Kapının gürültüsüyle birlikte
Ayak sesleri alıp götürüyor onları
Ve yavaş yavaş yitiriyor
Tozlu merdivenlerdeki gürültü kendini

Kentimi 
insanlarını ve dostlarımı
Ne zaman görürüm 
Artık bilemiyorum
Çünkü bu kent'ten artık gidiyorum
Elimde dopdolu bir valiz
İçimde bir hüzün
Bir de tarifsiz bir sevinç
Gidipte dönmeyen
 Arkadaşlarıma kavuşma sevinci
İşte böyle anlatamadığım bir haz

Belki dönerim
Öyle ya
Belki dönemem bunu biliyorum
Belki kentimin sokaklarını 
Son kez çiğniyorum
Ama umut bu ya 
Peynir ekmek gibi tükenmez
Geleceğim, 
Geleceğiz sevdiğim
Sevdiklerim,sevdiklerimiz 
Ve kavgamız için
Geleceğiz sevgilim

Biliyormusun sevgilim
Zamana dur demek
Nokta koymak geliyor içimden
Seninle olmak,
      Seninle olmak
             Seninle olmak
                   Sonsuza değin
Seninle olmak iiçin



Saat sekiz onbeş
Biliyorum
Şu anda yürüyorsun bensiz
Ve beni görmüyorsun son bir kez
Bir zaman akımı 
Seyrediyorum ardından seni
Üzerinde hala o üç senelik yeşil palto
Saçlarını sarmış siyah bir atkı
Boynun öne düşmüş
Üşüyormusun ne
Yürüyüşünse bir cenaze 
Bense tabuttaki ölü
Götürüyorsun beni 
Umutların yitik
İçinde sonsuz bir hüzünle
Eskişehir askeri cezaevine


Yavaş yavaş 
Akşam kızıllığında
Kızıllığa bulanmış dağların ardında
Kaybolmaya başladığı gibi güneşin
Sende
Caddelerde çoğalmaya başlıyan
Öğrenci arkadaşlarının, 
İşçi kardeşlerinin
Arasına karışıp kayboluyorsun
Ve artık göremiyorum seni
Kalbimin derinliklerine 
Dalıp gidiyorsun


Ve gitmek
Zamanı geliyor artık bu kent'ten
Otobüs çalışıyor
Şöför bağırıyor kalın sesiyle
''Yolcular tamam mı ''
''Tamam'' diyor
Muavin külhan bir sesle
Kımıldıyoruz yavaştan
Ve dönmeye başlıyor tekerlekler
Sessisce
     Sensizce
             Gidiyoruz


Koltukların yarısı boş
Önüm boş, yanım boş
Orta yaşlı bir kadın sağ ön tarafta
Yanında sevecen bakışlı bir çocukla
Oturuyor sessizce
Birde çok görkemli bir kadın
Kuşkusuz biraz zengin
Oturuyor ardımda
 Hemde kasıla kasıla

İki de güzel kız arkalarda
Yüzlerini zor görüyorum 
Dönüp geriye baktıkça
Çatışıyor bazen bakışlarımız
Ama
Hemen kaçıyor birbirinden
Bu yasak kaçamaklarımız


Büyükçe güzel olanı
Pencere dibinde oturuyor
Ara sıra kaçak bakışlarla
Okuduğum gazeteye bakıyor
Bende ona bakıyorum
Bakarkende utanıyorum.
O güzel genç bir kız
Bense
Cezaevine giden 
Suçlu bir suçsuz

Yineliyorum 
Bakışlarımı ona
Elinde ki küçük bir kitaba
Bekir Yıldız'dan bir öykü
''Bu dünyadan bir atlı geçti''
Kuşkusuz o da bizden
Çünkü ayni bakıyor bakışlarımız
O da hissediyor 
Benim onunla olduğumu
Gidip konuşmak istemi geliyor 
Onunla bir şeyler
Kadın erkek ilişkilerinden uzak
Başkaca bir şeyler 
Anlatmak istiyor  bu gönül
Kavgamızı
Davamızı anlatmak istiyor
Ve seni ne değin sevdiğimi
Seni anlatmak istiyor
Seni anlatmak
Ama utanıyorum
Gönlüme inat
İyice pencerenin dibine sokulup
Sana sarılıyorum
Ve seni yaşlı gözlerle 
Bıraktığım o masayı anımsıyorum
Ve yaprakları rüzgardan 
Havada savrularak dökülen
Gözyaşlarımızla yeşerecek
O umut, o özğürlük
O mutluluk ağacını

Otobüs gidiyor
Yeşiller içinde yatan 
Tarihi bir kente doğru
Uludağın yemyeşil yamaçları
Yavaş yavaş berraklaşıyor önümde
Bembayaz karlara bürünmüş
Maviliklerde kaybolup giden
Zirvesini düşlüyorum
Ve seni

Otobüs gidiyor
Yolcular gidiyor
Geri dönüp
O kıza bakmak geliyor içimden
Dur diyemiyorum
Kıpır kıpır yüreğime
Ve bakıyorum
O da bakıyor
Arkadaki boyalı zengin 
Bakışlarda ortak oluyor bu bakışlara
Tedirgin oluyorum bu bakışlardan
Ve çeviriyorum 
Bakışlarımı sana

........
Gözlerim gün batımı
Yağmur mu yağacak ne 


Emin ol sevdiceğim
Seninle dolu olduğum günlerde bile
Hiç seninle olmamıştım böyle
Hiç dolmamıştı içim
Böyle  sonsuz sevgiyle
Herşeyde seni görmek
Otobüsün içinde uçuşan 
Notacıklarda seni hissetmek
Yollarda çam ağaçları arasında
Senin bakışlarını görmek
Duygusallıkta olsa 
O kadar tatlı bir şey ki
Nasıl anlatsam


Doğayı ve zamanı 
Yırtıyor hızımız
Bir ışık gibi Bursa'ya giriyoruz
Ve başlıyoruz
Bu yemyeşil beldeyi
Yeşili  çekirgeyi seyretmeye
Bursa deyince belki usa
Yeşilliği şeftalisi  bıçakları
Yatırları gelir ama
Benim usum her nedense 
Çok uzak bunlara
Yeşil yeşil Bursa ipeklisi gelir
Kapalı ceza evi gelir
Nazım gelir usuma
Ve Nazımın yitirdiği seneler gelir
Çektiği eziyetler, işkenceler gelir
Yazdığı en güzel dizeler gelir
Halkı için vatanı için, 
Tüm sevdikleri için
Ve masmavi gözleri gelir
Her nedense benim
Bunlar gelir usuma

Otobüs duruyor 
Yolcular iniyor
Bursa garajı insan kaynıyor
Otobüsler geliyor 
Otobüs duruyor
İnsanlar iniyor  köylüsü, kentlisi
İşçisi esnafı

Genç kız iniyor
Ve sende benimlesin
Ellerin ellerimde
Geziniyor ayaklarımız
Bursa  garajında
Bir sürü insanlar 
Bir sürü dükkanlar arasında
Birden
Bir gürültü kopuyor kapalı çarşıda
Cıvıl cıvıl ilk okul öğrencileri
Ve yanlarında öğretmenleri
Dolduruyor
Sevgi dolu bakışlar vitrin önlerini
Bozuyorlar görkemli görünümlerini
Eski yırtık giysileriyle
Bilmem hangi köyün çocukları



Ve güzel bir kadın öğretmen 
İncecik tatlı sesiyle
Çocuklara sıraya girmesini söylüyor
Ve onlara dönerek
Bir soru yöneltiyor
''Çocuklar''
 ''Bursanın neyi meşhur''

 Bu soruyu birkaç çocuk duyuyor
Diğerleri itişip, kakışıp oynaşıyor
'' aa '' diyor birisi
Bir havluyu gösterip
''Pempe panter..pempe panter''
Hepsi o yana bakıyor
Sonra afacan cıvıl cıvıl bir çocuk
Bilmişlik görünümünde çar çabuk
''Şeftali öğretmenim''
Siyah saçlı kara kuru bir kız
''Camileri öğretmenim''
''Aferin'' diyor öğretmen büyük bir gururla
Övünücü bakışlarla süzüyor bizi
Ve tekrar dönüyor vitrinlere
 Soruyu yöneltiyor çocuklara
''Başka diyor, başka neyi meşhur''

Çocuklarda ses yok
Bakıyorlar suskun bakışlar öğretmene
Düşünüyorlar içlerinden
Acaba başka neyi meşhur, neyi meşhur
''Çocuklar'' diyor öğretmen
''Unuttunuz herhalde''
''Bursanın garajı meşhur''
Peki diyor bu kez
''Biz buradan neler satın alırız''
Yine çocuklardan ses yok
Bakıyorlar öğretmene sorucu bakışlarla
Bu kez ben bağırıyorum içimden
Yırtılırcasına gırtlağım
''Hiç birşey satın alamayız öğretmenim,
Hiç birşey satın alamayız''
''Biz işçi, köylü, memur çocuklarıyız,
Hiç bir şey satın alamayız
       Hiç birşey   
               ''Hiç birşey''


''Hah'' diyorsun sen
''Hah ''
''Bak işte bizim çocukta orda''
Ellerin ellerimde
 Gözlerin gözlerimde
Sıkıyorum avuçlarını büyük bir istemle
Ve bakıyorum esmer çilli çocuğumuza
Çilleri ayni senin çillerin
Bakışları ayni benim bakışlarım
Bakıyor mutluluk
Bakıyor özğürlük 
Umut saçan bakışlarıyla
Mutluluktan
Kızıla çalan gözlerimize
Sıkı sımsıkı tutmuş elinden
Kızıl saçlı güzel bir kızın
Sımsıkı sarılmış kaçmasın diye
 Bakıyorlar birlikte
Onlar için yaratacağımız
Özğür mutlu dünyaya


Saat on bir
Herkes yerini aldı
Otobüs kalkıyor
Cama yaslanmış oturuyorum
Ve 
Bursadaki sevgiliye el sallıyorum
Ne değin ıslak yerler
Ne değin yağmur gözler
Ne değin nemli çiller
Ve gökyüzü patlıyor
Gözbebeklerimde
Yağmur yağmur


Gidiyoruz
Otobüs gidiyor
Yolcular gidiyor
Ve biz gidiyoruz
Dört duvar arasına
Parmaklıklar ardına doğru


Yanımda
Yani yan koltukta
Yepyeni bir yolcu
Saçları sakalları kırlaşmış
Ellibeş altmış yaşlarında
Sevecen görünümlü bir baba
Elimdeki gazeteye bakmaya çalışıyor
Kuşkusuz yazıları seçemiyor
Ve anlıyorum onu okumak istiyor
Belkide 
Bende çekiniyor
Uzatıyorum ona gazeteyi
''Buyur baba okumak istermiydin''
Alıyor elimden
Yılların yıprattığı nasırlı eller gazeteyi
Daldırıyor sayfalara bakışlarını 
Ve mırıldanmaya başlıyor



Yol ve zaman
Hızla kayıp gidiyor altımızdan
Uludağın karlı yamaçları
Bizi seyrediyor uzaktan 
Bembeyaz saf bir bakışla
Sonsuz sevgimizden bahsediyor
Türküler söylüyor 
Üzerindeki kümülüsler
Özğürlük ve mutluluk dolu
Yarının türkülerini

Genç kız yine arkalarda
Yineliyor o sevecen bakışlarını
Elindeki kitaptan zorlada olsa bana
Bense utanıyorum ona bakmaya
Oysa
O değin arıyorumki 
O bakışları gözlerimde
Oysa o değin 
Özlem duyuyorumki
O bakışlara
Onda gördüğüm sana
Ve sonsuz sevgime



Karlı tepeleri aşıyoruz
Yağmurlu yüklü bulutlar altında
Ve yol kenarındaki köylerimizi seyrediyoruz
Yirminci yüzyılın Türkiyesinde 
Kendimizden utanarak
Son model bir otobüs
Bir at arabasının yanından 
Şimşek gibi bir hızla geçiyor
Tekerleklerinden fırlayan çamurlar
Gaz'te gaz'te diye bağıran
Eski yamalı giysiler içindeki
Çocuğun üstüne desenler çiziyor
Koşuyor çocuklar yolda
Yırtık pabuçlar çamur içinde
Ve gazeteler uçuşuyor havada
Çocuklar koşuyor ardından
Kavuşuyorlar birbirlerine
Yeni yeşermeye başlamış 
Bir ağaç dibinde
Çamurlar içinde
Ahh ..diyorum kendi kendime
Niçin köylerimiz hala
Bir taş, bir toprak yığını hala
Bu memleketin gerçek sahipleri
Niçin böyle yaşar
Niçin yaşar herşeyden yoksun
Niçin en çok ezilir
Niçin bu çocuklar 
Gaz'te gaz'te diye bağırır
Niçin   Niçin

Ben anladım ama
Ah  birde sen anlayabilsen sevdiceğim
Birde sen anlıyabilsen
Binlerce sen


Genç kız yine bakıyor
Çünkü ona artık niye baktığımı biliyor
Ve bakıyoruz ayni yöne
Köylerimize, köylülerimize
Fabrikalarımıza, işçilerimize
Ve içinde ezilerek
Sömürülerek yaşadığımız ülkemize
Fabrikada, maden ocağında
Pamuk tarlalarında
El eleyiz artık
Sen ve ben sevdiceğim
Bir de sen ve onlar 
Bakıyoruz ayni yöne
 Bitimsiz bir sevgiyle

Otobüs gidiyor
Otobüs duruyor
''Bir yolcu daha var'' diyor
Artık bizim emekçi muavin
Çünkü o da bizimle
Kara yollarında çalışan bir işçi
Sessizce biniyor otobüse
Unutmuşlar onu bu çamur yolda
Nereye gideceğini bilmiyor sanki
Kuşkusuz bir yol arıyor
Çıkışsız bir labirentin içinde
Ama artık o da bu otobüste
Genç kız gel diyor ona
Sende gel diyorsun sevdiğim bizimle
Bende ''gel emekçim'' diyorum
İhtiyar baba
''Yürü be evlat'' diyor
''Gel artık  ol bizimle''


İşçi yorgun
İşçi yitik
Anası ağlamış gün boyu
Çamur yollarda çalışmaktan
Gözlerinin altı çökmüş açlıktan
Elleri, suratı kupkuru
Artık bitmek üzere
Yıllar yılı bel bağladığı umudu
Bir parça ekmek ve sıcacık bir ev
Ve çeviriyor başını yukarıdan
Artık kırgın ona
Artık kırgın ve öfkeli bu düzene

Ama
Umut bu ya
Bir damlacık kalmış içinde
Bizi böyle el ele görünce
Yüzünde beliriyor bir gülümseme
Gelip oturuyor tedirgin bakışlarla
En arkadaki yırtık bir koltuğa

''Merhaba arkadaşım'' diyor  genç kız
''Hoş geldin gel otur ön sıraya''
Utanıyor çekiniyor
Esmer gün yanığı tenli arkadaş
Yırtılmış papuçlarıyla
Çamurlarıyla yürüyor ön sıraya
Buluyor gerçek nasırlı eller yerini
''Merhaba arkadaş'' diyorum
Sende sevdiceğim
''Merhaba yoldaş'' diyorsun
''Merhaba evlat'' diyor ak saçlı baba
''Merhaba kardeş'' diyor çocuklu kadın
Hoş geldin aramıza
Sayılıp değerinin olduğu dünyamıza
''Otur diyorum arkadaş rahat otur sıkılmadan''
Çamurlu toprağınla açlığınla
Gel otur soluk renginle
Yırtık giysilerinle gel otur
Çoluk çocuğunu  tüm köyünü getir
Bak biz gidiyoruz
Doldukça doluyor otobüs
Gittikçe doluyor
Ve gidiyor 
Artık açık  yolumuz

Otobüs gidiyor
Benim ineceğim kente doğru
Ben ineceğim ama
O boyalı gözlü  tombul yüzlü
Zengin kadında inecek
Sen devam edeceksin sevdiğim
O arkadaki genç kızda
İşçisi  köylüsü hepsi devam edecek
Artık bu otobüs geri dönmeyecek
Ve o zengin kadın yalnız kalacak
Eriyip gidecek kaybolacak


Geldik artık sevdiğim 
İniyorum ben
İniyorum çünkü bu yolun kavgasındayım
Biliyorsun
Birşeyler yitirmeden elde etmek çok zor
Siz yürüyün arkadaşlarım
Özğürlük mutluluk yolunda
Şimdi ben 
İçerdeki arkadaşlarımın 
Yanına gidiyorum
Hani parmaklıklar ardında 
O çoğaldığımız yere

Ama bir gün gelecek 
Orayada sığmayacağız
Öyle bir çoğalacağız ki
O parmaklıkları 
Faşist italyan yasalarını
Parça parça edeceğiz
Parça parça arkadaşım
Parça parça 


Biliyorum
Biliyorum sevdiceğim
Özğürlüğün son günü bugün
Seni sevdiğime ne denli eminsem
Tutuklanacağıma
Parmaklıklar ardına düşeceğimi
O denli eminim
İşte bak gidiyorum
Hemde kendi ayaklarımla
Yanımda ne bir polis
Ne de eli silahlı bir asker var
Ne ellerimde zincir  
Ne ayaklarımda pranga
Öyle ya kaçmak yok kavgamızdan
Yürüyorum
Yürüyorum 
Eskişehir'in buzlu sokaklarında
Özğürlüğün 
Son yudumcuklarını kokluyorum
Eğiliyorum köprünün üzerine
Seyrediyorum gürül gürül akan
Çamur kokan porsuk çayını
Bir de güzel akıyor ki
Bir de güzel

Otobüs gidiyor
Otobüsler gidiyor
Bir daha bir daha ardından
Ve kalbim onların yanında
Sende sevdiceğim
İçimde, ruhumda
Öyle bir yer tutmuşsun ki
Hiç silinmeyecek
Sabıka defterindeki adım gibi

Off
Kollarım öyle ağrıyor ki
Nerden doldurdum 
Bu valizi böyle
Umutlarımla,sevdalarımla
Nerden doldurdum bilmem
Yarınlarımla özlemlerimle
Sanki içerden hiç çıkmayacağım
Nerden doldurdum

Öyle ya suçum büyük
Öyle ya çok büyük şuç işledim
Adam mı öldürdüm
 Hayır
Kaçakçılık mı, 
Dolandırıcılık mı yaptım
Hayır
Öyleyse ne yaptım
Ne mi  yaptım
Uyandım  be arkadaşım uyandım
Çok değil 
Sadece hakkımı istedim
Emeğimin hakkını istedim
Adaletsizliğin, eşitsizliğin 
Bitmesini istedim

Hava kuru mu kuru
Soğuk mu soğuk
Ama ben terliyorum
Bakıyorum kar  yağıyor
Beyazlıklar uçuşuyor havada
Birde, bir de bir güzel koku geliyor 
Burnumun ucuna
Kar kokusu mu kadın kokusu mu
Ama anladım
Açlık kokusu bu
Açlık

Oh be nihayet açlığımla başbaşayım
Birden o kokuya, açlığımla
Atıyorum kendimi 
Porsuk kıyısında bir lokantaya
Bir porsiyon kuru fasulya
Bir porsiyon pilavla
Tulumba tatlısıyla yok ediyorum 
Parça parça ediyorum 
Dişlerimin arasında 
Ezim ezim eziyorum onu
Bir daha karşımız çıkmasın diye
Hergün binlerce 
Yoksulu öldürmesin diye

Çıkmak istemiyorum dışarı
Oturuyorum bir sigara içimi cam kenarında
Porsuk sessizce akıyor 
Ben ona bakıyorum
Kimbilir 
Ne sevdalar sessizce akıp gitti yaşamdan


Bir sıkıntı basıyor 
 Sığmaz oluyorum kendime
Dışardayım
Ve yürüyorum
Bir dolmuş kornası, kalkan bir el
Pikaptan gelen bir ses
''Dağlarına bahar gelmiş memleketimin''
Artık iyice yaklaştığımı hissediyorum
 Nemli duvarlara
Adım adı yaklaşıyorum
Demir parmaklıklara
Ve ben gidiyorum
Ve son demleri özğürlüğümün



25.02.1975-Eskişehir. Ask. Ceza ve Tutukevi
Not : 1975 yılı ocak ayında çıkan askeri personel kanunundaki yan ödeme iş risklerindeki bazı haksız ve adaletsizlikleri,Hava kuvvetlerinde  görev yapan 3000, kara ve deniz kuvvetlerinde de 2000'e yakın Astsubay  protesto için 1 ve 2 gün mesaiye gitmediler,işleri yavaşlattılar.Bu nedenle askeri mahkemde yargılandılar ve bazıları ordudan ihraç edildi, diğerleride en az bir sene hapis cezası aldı ve terfi edemedi.
Bende 2 gün measiye gitmediğim için bir sene ceza aldım, tutuklanıp 2 ay tutuklu kaldım.Eskişehir askeri mahkemesinde 1 sene hapis cezası aldım.Cezamın kalan 2 aylık kısmınıda  Bandırma askeri hapishanesinde tamamladım.Bu uzun şiirimsi yazı o günlerden kalan bir karalama notlarından bir toparlama olup günkü duygularımın anlatımıdır.








21 Şubat 2016 Pazar

KAPAMA GÖZLERİNİ - Abdullah İnaler

Günaydın dostlar
Bu güne,bu haftaya
Herşeye rağmen iyi başlayalım dedim
Bu sabah Tv.yi açmadım.
Gazetelere göz atmadım
Ne talan edilen ülkem var
Ne de şehitler,
Ne de yurdumdaki,
Artvindeki zulüm
Baktım pencereden dışarı
Güneş ışıklarıyla yavaş yavaş
Aydınlatıyor yurdumu
Rüzgar hafif hafif esiyor
Yapraklar kımıldıyor
Doğa uyanıyor
Bir sen uyuyorsun be insanım
Bir sen
Bunca zülüm,bunca sömürü karşısında
Kapadın ya gözlerini
Yok ederlerken onlar
Çocuklarının yarınını
abdullah inaler
22-02-2016

5 Şubat 2016 Cuma

İŞTE BÖYLE - Abdullah İnaler

 İŞTE BÖYLE


Hani bir bakış arar ya

Bulutlar arasında günışığı,

Hani gökyüzünde dolaşır ya

Bulut bulut su damlacıkları

Hani ezmek istersin ya

Ayaklar altında İstanbul'u

İşte böyle benim sevmelerim
Uzaklarda da olsam,
Bakamasamda gözlerine
Tutamasamda ellerini
İşte böyle benim sevmelerim
İşte bunun için be bir tanem
Gözlerimin gözlerinden kaçışı

Hani galata köprüsünde atarsın ya
Heyacan dolu bekleyişlere oltanı
Hani uzanır elin, tutamazsın ya
Maviliklere sevişen kızkulesini,
Hani Ortaköyde dalıp gider ya
Derinliklere sevdalı bakışlar
İşte böyle benim sevmelerim
İşte bunun içindir be gülüm
Her anışımda içimin titremesi
İşte bunun için
Elimin ayağımın dolanışı..

Hani bir vapur düdüğü ayırır ya,
Kıpır kıpır oynaşan dalgaları,
Hani köpük köpük buluşur ya,
Öpüşmeler mavi sularda
Hani peşini bırakmaz gelir ya
Havada umuda uçuşan martılar

İşte böyle benim sevmelerim
İşte bunun için be nartanem
Sıkışıp kalmam bir avuç zamana
Uzansa da elin, uzanmasa da
Olsada zaman, olmasada

İşte böyle benim sevmelerim..
İşte bunun için be bir tanem
Sevdamın sevdana sarılışı
İşte bunun için,
Sevdamın zamana direnişi

                                          abdullah inaler
                                    Ocak 2007. Bandırma