29 Mart 2017 Çarşamba

YOLCU - Abdullah İnaler (YOLCU)

         YOLCU




Sabah
Geçen sabah ki gibi
Hiçbir ayrıcalığı yok sanki dünden
Herkes kalkmış işine gidiyor
Benimse hiç acelem yok
Sadece bir haber
Bir haber bekliyorum senden


Giyindi dostlarım
Bense hala büzülmüş
Yatıyorum yatağımda
Ve uykuya akıyor gözlerim
Önce Ahmet geliyor yanıma
Öpüyor beni sıcak
Sonra Talat, sonra Memed
Okşuyor yüzümü acımsı bakışlar
Ağlamaklı oluyor gözlerim
Bir an bakamıyorum
Bana veda eden yüzlere
Kaçırıyor gözlerim
Buluşuyor bir an
Duvardaki resminle
''Haydi güle güle''
''Haydi güle güle'' diyor
İki dost sessizce bana
''Gidince yazarsın bize''
Kapının gürültüsüyle birlikte
Ayak sesleri alıp götürüyor onları
Ve yavaş yavaş yitiriyor
Tozlu merdivenlerdeki gürültü kendini

Kentimi
insanlarını ve dostlarımı
Ne zaman görürüm
Artık bilemiyorum
Çünkü bu kent'ten artık gidiyorum
Elimde dopdolu bir valiz
İçimde bir hüzün
Bir de tarifsiz bir sevinç
Gidipte dönmeyen
 Arkadaşlarıma kavuşma sevinci
İşte böyle anlatamadığım bir haz

Belki dönerim
Öyle ya
Belki dönemem bunu biliyorum
Belki kentimin sokaklarını
Son kez çiğniyorum
Ama umut bu ya
Peynir ekmek gibi tükenmez
Geleceğim,
Geleceğiz sevdiğim
Sevdiklerim,sevdiklerimiz
Ve kavgamız için
Geleceğiz sevgilim

Biliyormusun sevgilim
Zamana dur demek
Nokta koymak geliyor içimden
Seninle olmak,
      Seninle olmak
             Seninle olmak
                   Sonsuza değin
Seninle olmak için


Saat sekiz onbeş
Biliyorum
Şu anda yürüyorsun bensiz
Ve beni görmüyorsun son bir kez
Bir zaman akımı
Seyrediyorum ardından seni
Üzerinde hala o üç senelik yeşil palto
Saçlarını sarmış siyah bir atkı
Boynun öne düşmüş
Üşüyormusun ne
Yürüyüşünse bir cenaze
Bense tabuttaki ölü
Götürüyorsun beni
Umutların yitik
İçinde sonsuz bir hüzünle
Eskişehir askeri cezaevine


Yavaş yavaş
Akşam kızıllığında
Kızıllığa bulanmış dağların ardında
Kaybolmaya başladığı gibi güneşin
Sende
Caddelerde çoğalmaya başlıyan
Öğrenci arkadaşlarının,
İşçi kardeşlerinin
Arasına karışıp kayboluyorsun
Ve artık göremiyorum seni
Kalbimin derinliklerine
Dalıp gidiyorsun

Ve gitmek
Zamanı geliyor artık bu kent'ten
Otobüs çalışıyor
Şöför bağırıyor kalın sesiyle
''Yolcular tamam mı ''
''Tamam'' diyor
Muavin külhan bir sesle
Kımıldıyoruz yavaştan
Ve dönmeye başlıyor tekerlekler
Sessisce
     Sensizce
             Gidiyoruz


Koltukların yarısı boş
Önüm boş, yanım boş
Orta yaşlı bir kadın sağ ön tarafta
Yanında sevecen bakışlı bir çocukla
Oturuyor sessizce
Birde çok görkemli bir kadın
Kuşkusuz biraz zengin
Oturuyor ardımda
 Hemde kasıla kasıla

İki de güzel kız arkalarda
Yüzlerini zor görüyorum
Dönüp geriye baktıkça
Çatışıyor bazen bakışlarımız
Ama
Hemen kaçıyor birbirinden
Bu yasak kaçamaklarımız


Büyükçe güzel olanı
Pencere dibinde oturuyor
Ara sıra kaçak bakışlarla
Okuduğum gazeteye bakıyor
Bende ona bakıyorum
Bakarkende utanıyorum.
O güzel genç bir kız
Bense
Cezaevine giden
Suçlu bir suçsuz

Yineliyorum
Bakışlarımı ona
Elinde ki küçük bir kitaba
Bekir Yıldız'dan bir öykü
''Bu dünyadan bir atlı geçti''
Kuşkusuz o da bizden
Çünkü ayni bakıyor bakışlarımız
O da hissediyor
Benim onunla olduğumu
Gidip konuşmak istemi geliyor
Onunla bir şeyler
Kadın erkek ilişkilerinden uzak
Başkaca bir şeyler
Anlatmak istiyor  bu gönül
Kavgamızı
Davamızı anlatmak istiyor
Ve seni ne değin sevdiğimi
Seni anlatmak istiyor
Seni anlatmak
Ama utanıyorum
Gönlüme inat
İyice pencerenin dibine sokulup
Sana sarılıyorum
Ve seni yaşlı gözlerle
Bıraktığım o masayı anımsıyorum
Ve yaprakları rüzgardan
Havada savrularak dökülen
Gözyaşlarımızla yeşerecek
O umut, o özğürlük
O mutluluk ağacını

Otobüs gidiyor
Yeşiller içinde yatan
Tarihi bir kente doğru
Uludağın yemyeşil yamaçları
Yavaş yavaş berraklaşıyor önümde
Bembayaz karlara bürünmüş
Maviliklerde kaybolup giden
Zirvesini düşlüyorum
Ve seni

Otobüs gidiyor
Yolcular gidiyor
Geri dönüp
O kıza bakmak geliyor içimden
Dur diyemiyorum
Kıpır kıpır yüreğime
Ve bakıyorum
O da bakıyor
Arkadaki boyalı zengin
Bakışlarda ortak oluyor bu bakışlara
Tedirgin oluyorum bu bakışlardan
Ve çeviriyorum
Bakışlarımı sana

........
Gözlerim gün batımı
Yağmur mu yağacak ne


Emin ol sevdiceğim
Seninle dolu olduğum günlerde bile
Hiç seninle olmamıştım böyle
Hiç dolmamıştı içim
Böyle  sonsuz sevgiyle
Herşeyde seni görmek
Otobüsün içinde uçuşan
Notacıklarda seni hissetmek
Yollarda çam ağaçları arasında
Senin bakışlarını görmek
Duygusallıkta olsa
O kadar tatlı bir şey ki
Nasıl anlatsam


Doğayı ve zamanı
Yırtıyor hızımız
Bir ışık gibi Bursa'ya giriyoruz
Ve başlıyoruz
Bu yemyeşil beldeyi
Yeşili  çekirgeyi seyretmeye
Bursa deyince belki usa
Yeşilliği şeftalisi  bıçakları
Yatırları gelir ama
Benim usum her nedense
Çok uzak bunlara
Yeşil yeşil Bursa ipeklisi gelir
Kapalı ceza evi gelir
Nazım gelir usuma
Ve Nazımın yitirdiği seneler gelir
Çektiği eziyetler, işkenceler gelir
Yazdığı en güzel dizeler gelir
Halkı için vatanı için,
Tüm sevdikleri için
Ve masmavi gözleri gelir
Her nedense benim
Bunlar gelir usuma

Otobüs duruyor
Yolcular iniyor
Bursa garajı insan kaynıyor
Otobüsler geliyor
Otobüs duruyor
İnsanlar iniyor  köylüsü, kentlisi
İşçisi esnafı

Genç kız iniyor
Ve sende benimlesin
Ellerin ellerimde
Geziniyor ayaklarımız
Bursa  garajında
Bir sürü insanlar
Bir sürü dükkanlar arasında
Birden
Bir gürültü kopuyor kapalı çarşıda
Cıvıl cıvıl ilk okul öğrencileri
Ve yanlarında öğretmenleri
Dolduruyor
Sevgi dolu bakışlar vitrin önlerini
Bozuyorlar görkemli görünümlerini
Eski yırtık giysileriyle
Bilmem hangi köyün çocukları



Ve güzel bir kadın öğretmen
İncecik tatlı sesiyle
Çocuklara sıraya girmesini söylüyor
Ve onlara dönerek
Bir soru yöneltiyor
''Çocuklar''
 ''Bursanın neyi meşhur''

 Bu soruyu birkaç çocuk duyuyor
Diğerleri itişip, kakışıp oynaşıyor
'' aa '' diyor birisi
Bir havluyu gösterip
''Pempe panter..pempe panter''
Hepsi o yana bakıyor
Sonra afacan cıvıl cıvıl bir çocuk
Bilmişlik görünümünde çar çabuk
''Şeftali öğretmenim''
Siyah saçlı kara kuru bir kız
''Camileri öğretmenim''
''Aferin'' diyor öğretmen büyük bir gururla
Övünücü bakışlarla süzüyor bizi
Ve tekrar dönüyor vitrinlere
 Soruyu yöneltiyor çocuklara
''Başka diyor, başka neyi meşhur''

Çocuklarda ses yok
Bakıyorlar suskun bakışlar öğretmene
Düşünüyorlar içlerinden
Acaba başka neyi meşhur, neyi meşhur
''Çocuklar'' diyor öğretmen
''Unuttunuz herhalde''
''Bursanın garajı meşhur''
Peki diyor bu kez
''Biz buradan neler satın alırız''
Yine çocuklardan ses yok
Bakıyorlar öğretmene sorucu bakışlarla
Bu kez ben bağırıyorum içimden
Yırtılırcasına gırtlağım
''Hiç birşey satın alamayız öğretmenim,
Hiç birşey satın alamayız''
''Biz işçi, köylü, memur çocuklarıyız,
Hiç bir şey satın alamayız
       Hiç birşey
               ''Hiç birşey''


''Hah'' diyorsun sen
''Hah ''
''Bak işte bizim çocukta orda''
Ellerin ellerimde
 Gözlerin gözlerimde
Sıkıyorum avuçlarını büyük bir istemle
Ve bakıyorum esmer çilli çocuğumuza
Çilleri ayni senin çillerin
Bakışları ayni benim bakışlarım
Bakıyor mutluluk
Bakıyor özğürlük
Umut saçan bakışlarıyla
Mutluluktan
Kızıla çalan gözlerimize
Sıkı sımsıkı tutmuş elinden
Kızıl saçlı güzel bir kızın
Sımsıkı sarılmış kaçmasın diye
 Bakıyorlar birlikte
Onlar için yaratacağımız
Özğür mutlu dünyaya


Saat on bir
Herkes yerini aldı
Otobüs kalkıyor
Cama yaslanmış oturuyorum
Ve
Bursadaki sevgiliye el sallıyorum
Ne değin ıslak yerler
Ne değin yağmur gözler
Ne değin nemli çiller
Ve gökyüzü patlıyor
Gözbebeklerimde
Yağmur yağmur


Gidiyoruz
Otobüs gidiyor
Yolcular gidiyor
Ve biz gidiyoruz
Dört duvar arasına
Parmaklıklar ardına doğru


Yanımda
Yani yan koltukta
Yepyeni bir yolcu
Saçları sakalları kırlaşmış
Ellibeş altmış yaşlarında
Sevecen görünümlü bir baba
Elimdeki gazeteye bakmaya çalışıyor
Kuşkusuz yazıları seçemiyor
Ve anlıyorum onu okumak istiyor
Belkide
Bende çekiniyor
Uzatıyorum ona gazeteyi
''Buyur baba okumak istermiydin''
Alıyor elimden
Yılların yıprattığı nasırlı eller gazeteyi
Daldırıyor sayfalara bakışlarını
Ve mırıldanmaya başlıyor



Yol ve zaman
Hızla kayıp gidiyor altımızdan
Uludağın karlı yamaçları
Bizi seyrediyor uzaktan
Bembeyaz saf bir bakışla
Sonsuz sevgimizden bahsediyor
Türküler söylüyor
Üzerindeki kümülüsler
Özğürlük ve mutluluk dolu
Yarının türkülerini

Genç kız yine arkalarda
Yineliyor o sevecen bakışlarını
Elindeki kitaptan zorlada olsa bana
Bense utanıyorum ona bakmaya
Oysa
O değin arıyorumki
O bakışları gözlerimde
Oysa o değin
Özlem duyuyorumki
O bakışlara
Onda gördüğüm sana
Ve sonsuz sevgime



Karlı tepeleri aşıyoruz
Yağmurlu yüklü bulutlar altında
Ve yol kenarındaki köylerimizi seyrediyoruz
Yirminci yüzyılın Türkiyesinde
Kendimizden utanarak
Son model bir otobüs
Bir at arabasının yanından
Şimşek gibi bir hızla geçiyor
Tekerleklerinden fırlayan çamurlar
Gaz'te gaz'te diye bağıran
Eski yamalı giysiler içindeki
Çocuğun üstüne desenler çiziyor
Koşuyor çocuklar yolda
Yırtık pabuçlar çamur içinde
Ve gazeteler uçuşuyor havada
Çocuklar koşuyor ardından
Kavuşuyorlar birbirlerine
Yeni yeşermeye başlamış
Bir ağaç dibinde
Çamurlar içinde
Ahh ..diyorum kendi kendime
Niçin köylerimiz hala
Bir taş, bir toprak yığını hala
Bu memleketin gerçek sahipleri
Niçin böyle yaşar
Niçin yaşar herşeyden yoksun
Niçin en çok ezilir
Niçin bu çocuklar
Gaz'te gaz'te diye bağırır
Niçin   Niçin

Ben anladım ama
Ah  birde sen anlayabilsen sevdiceğim
Birde sen anlıyabilsen
Binlerce sen


Genç kız yine bakıyor
Çünkü ona artık niye baktığımı biliyor
Ve bakıyoruz ayni yöne
Köylerimize, köylülerimize
Fabrikalarımıza, işçilerimize
Ve içinde ezilerek
Sömürülerek yaşadığımız ülkemize
Fabrikada, maden ocağında
Pamuk tarlalarında
El eleyiz artık
Sen ve ben sevdiceğim
Bir de sen ve onlar
Bakıyoruz ayni yöne
 Bitimsiz bir sevgiyle

Otobüs gidiyor
Otobüs duruyor
''Bir yolcu daha var'' diyor
Artık bizim emekçi muavin
Çünkü o da bizimle
Kara yollarında çalışan bir işçi
Sessizce biniyor otobüse
Unutmuşlar onu bu çamur yolda
Nereye gideceğini bilmiyor sanki
Kuşkusuz bir yol arıyor
Çıkışsız bir labirentin içinde
Ama artık o da bu otobüste
Genç kız gel diyor ona
Sende gel diyorsun sevdiğim bizimle
Bende ''gel emekçim'' diyorum
İhtiyar baba
''Yürü be evlat'' diyor
''Gel artık  ol bizimle''


İşçi yorgun
İşçi yitik
Anası ağlamış gün boyu
Çamur yollarda çalışmaktan
Gözlerinin altı çökmüş açlıktan
Elleri, suratı kupkuru
Artık bitmek üzere
Yıllar yılı bel bağladığı umudu
Bir parça ekmek ve sıcacık bir ev
Ve çeviriyor başını yukarıdan
Artık kırgın ona
Artık kırgın ve öfkeli bu düzene

Ama
Umut bu ya
Bir damlacık kalmış içinde
Bizi böyle el ele görünce
Yüzünde beliriyor bir gülümseme
Gelip oturuyor tedirgin bakışlarla
En arkadaki yırtık bir koltuğa

''Merhaba arkadaşım'' diyor  genç kız
''Hoş geldin gel otur ön sıraya''
Utanıyor çekiniyor
Esmer gün yanığı tenli arkadaş
Yırtılmış papuçlarıyla
Çamurlarıyla yürüyor ön sıraya
Buluyor gerçek nasırlı eller yerini
''Merhaba arkadaş'' diyorum
Sende sevdiceğim
''Merhaba yoldaş'' diyorsun
''Merhaba evlat'' diyor ak saçlı baba
''Merhaba kardeş'' diyor çocuklu kadın
Hoş geldin aramıza
Sayılıp değerinin olduğu dünyamıza
''Otur diyorum arkadaş rahat otur sıkılmadan''
Çamurlu toprağınla açlığınla
Gel otur soluk renginle
Yırtık giysilerinle gel otur
Çoluk çocuğunu  tüm köyünü getir
Bak biz gidiyoruz
Doldukça doluyor otobüs
Gittikçe doluyor
Ve gidiyor
Artık açık  yolumuz

Otobüs gidiyor
Benim ineceğim kente doğru
Ben ineceğim ama
O boyalı gözlü  tombul yüzlü
Zengin kadında inecek
Sen devam edeceksin sevdiğim
O arkadaki genç kızda
İşçisi  köylüsü hepsi devam edecek
Artık bu otobüs geri dönmeyecek
Ve o zengin kadın yalnız kalacak
Eriyip gidecek kaybolacak


Geldik artık sevdiğim
İniyorum ben
İniyorum çünkü bu yolun kavgasındayım
Biliyorsun
Birşeyler yitirmeden elde etmek çok zor
Siz yürüyün arkadaşlarım
Özğürlük mutluluk yolunda
Şimdi ben
İçerdeki arkadaşlarımın
Yanına gidiyorum
Hani parmaklıklar ardında
O çoğaldığımız yere

Ama bir gün gelecek
Orayada sığmayacağız
Öyle bir çoğalacağız ki
O parmaklıkları
Faşist italyan yasalarını
Parça parça edeceğiz
Parça parça arkadaşım
Parça parça


Biliyorum
Biliyorum sevdiceğim
Özğürlüğün son günü bugün
Seni sevdiğime ne denli eminsem
Tutuklanacağıma
Parmaklıklar ardına düşeceğimi
O denli eminim
İşte bak gidiyorum
Hemde kendi ayaklarımla
Yanımda ne bir polis
Ne de eli silahlı bir asker var
Ne ellerimde zincir
Ne ayaklarımda pranga
Öyle ya kaçmak yok kavgamızdan
Yürüyorum
Yürüyorum
Eskişehir'in buzlu sokaklarında
Özğürlüğün
Son yudumcuklarını kokluyorum
Eğiliyorum köprünün üzerine
Seyrediyorum gürül gürül akan
Çamur kokan porsuk çayını
Bir de güzel akıyor ki
Bir de güzel

Otobüs gidiyor
Otobüsler gidiyor
Bir daha bir daha ardından
Ve kalbim onların yanında
Sende sevdiceğim
İçimde, ruhumda
Öyle bir yer tutmuşsun ki
Hiç silinmeyecek
Sabıka defterindeki adım gibi

Off
Kollarım öyle ağrıyor ki
Nerden doldurdum
Bu valizi böyle
Umutlarımla,sevdalarımla
Nerden doldurdum bilmem
Yarınlarımla özlemlerimle
Sanki içerden hiç çıkmayacağım
Nerden doldurdum

Öyle ya suçum büyük
Öyle ya çok büyük şuç işledim
Adam mı öldürdüm
 Hayır
Kaçakçılık mı,
Dolandırıcılık mı yaptım
Hayır
Öyleyse ne yaptım
Ne mi  yaptım
Uyandım  be arkadaşım uyandım
Çok değil
Sadece hakkımı istedim
Emeğimin hakkını istedim
Adaletsizliğin, eşitsizliğin
Bitmesini istedim

Hava kuru mu kuru
Soğuk mu soğuk
Ama ben terliyorum
Bakıyorum kar  yağıyor
Beyazlıklar uçuşuyor havada
Birde, bir de bir güzel koku geliyor
Burnumun ucuna
Kar kokusu mu kadın kokusu mu
Ama anladım
Açlık kokusu bu
Açlık

Oh be nihayet açlığımla başbaşayım
Birden o kokuya, açlığımla
Atıyorum kendimi
Porsuk kıyısında bir lokantaya
Bir porsiyon kuru fasulya
Bir porsiyon pilavla
Tulumba tatlısıyla yok ediyorum
Parça parça ediyorum
Dişlerimin arasında
Ezim ezim eziyorum onu
Bir daha karşımız çıkmasın diye
Hergün binlerce
Yoksulu öldürmesin diye

Çıkmak istemiyorum dışarı
Oturuyorum bir sigara içimi cam kenarında
Porsuk sessizce akıyor
Ben ona bakıyorum
Kimbilir
Ne sevdalar sessizce akıp gitti yaşamdan


Bir sıkıntı basıyor
 Sığmaz oluyorum kendime
Dışardayım
Ve yürüyorum
Bir dolmuş kornası, kalkan bir el
Pikaptan gelen bir ses
''Dağlarına bahar gelmiş memleketimin''
Artık iyice yaklaştığımı hissediyorum
 Nemli duvarlara
Adım adı yaklaşıyorum
Demir parmaklıklara
Ve ben gidiyorum
Ve son demleri özgürlüğümün



25.02.1975-Eskişehir. Ask. Ceza ve Tutukevi
Not : 1975 yılı ocak ayında çıkan askeri personel kanunundaki yan ödeme iş risklerindeki bazı haksız ve adaletsizlikleri,Hava kuvvetlerinde  görev yapan 3000, kara ve deniz kuvvetlerinde de 2000'e yakın Astsubay  protesto için 1 ve 2 gün mesaiye gitmediler,işleri yavaşlattılar.Bu nedenle askeri mahkemde yargılandılar ve bazıları ordudan ihraç edildi, diğerleride en az bir sene hapis cezası aldı ve terfi edemedi.
Bende 2 gün measiye gitmediğim için bir sene ceza aldım, tutuklanıp 2 ay tutuklu kaldım.Eskişehir askeri mahkemesinde 1 sene hapis cezası aldım.Cezamın kalan 2 aylık kısmınıda  Bandırma askeri hapishanesinde tamamladım.Bu uzun şiirimsi yazı o günlerden kalan bir karalama notlarından bir toparlama olup günkü duygularımın anlatımıdır.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder